Daha önce hiç okumadığım türden bir kitaptı anlatımı, tarzı ve örgüsüyle ve bu yüzden çok hoşuma gitti. Özgün, şiirsel, betimleme yüklü dili bana en çok keyif veren şeydi. Aynı zamanda olayları klasik bir anlatımla olduğu gibi vermek yerine karakterlerin düşünce akışını takip etmek yeri geldiğinde kopuk, bazen alakasız (belki) benzetmeler, geçişten gelen düşünceler... yani aynı kendimiz zihnimizde nasıl düşünüyorsak öyle de düşünen başka birinin zihnini okurcasına anlatım tarzı da beni çok etkiledi. Kitabı okurken sanki kendi zihnimden çıkmış, kurtulmuşum hissi üstümdeydi. Hem de bir başkasınınkine misafir olmuş, insan olarak onlarında benzer şeyleri deneyimlediğini görünce bana bir tür rahatlık verdi diyebilirim.
Şimdi kitabı daha detaylıca inceleyecek olursak..
Dalgalar Woolf’un en deneysel, soyut yapıtı kabul edilir. Yazar bilinç akışı tekniğiyle olayları okuyucuya sunar fakat bunu yaparken karakterlerin deneyimleri, düşünceleri ve eylemlerini bize özetlemek ya da dışarıdan bir gözle aktarmak yerine okuyucuya karakterlerin içinde neler yaşandığını direkt aktarır. Kitapta 3 erkek 3 kadın olmak üzere 6 ana karakter ve anlatıcı vardır. (Bernard, Jinny, Louis, Neville, Rhoda, Susan) Her anlatıcı kendi düşünce, his, anı ve izlenimlerini anlatır. Bunları elemek ve neyin karakterlerin bilincinde yaşandığı ya da dışarıda olduğunu ayırt etmek okuyucuya bırakılmıştır.
Kitapta bir gün içinde deniz manzarası betimlenir, bu manzara ve bir günün ilerleyen saatleri üzerinden karakterlerin hayatlarının ilerleyişi aktarılır okuyucuya, güneşin doğuşundan (karakterlerin çocuklukları) başlayarak batışına kadar (yaşlılıkları). Aynı zamanda denizdeki dalgalar da betimlenir hayatın akışı, değişimi ve çalkantısını anlatırken.
Kitap boyunca tüm karakterler kendi benliklerini tanımlama