Hazreti Mevlana'nın eğitim anlayışında bıkmak ve usanmak yoktur. Hor ve hakir görmek de yoktur. Çünkü eğitenler, ancak eğitilenler sayesinde değerli olurlar.
Bu hususta der ki:
Kırıkcı ustası, ayağı kırılmış adam neredeyse oraya gider. Zayıflar ve hastalar bulunmasa, hekimlik sanatının faydalı ve güzel özellikleri nasıl anlaşılırdı?
Bakırların horluk ve bayağılığı olmasa, kimya kendini nasılgösterir?
Bilmeli ki noksanlıklar, olgunlukların aynası hükmündedir. Horluk da, üstünlüğün aynasıdır. Zıddı meydana çıkaran, kendi zıddıdır. Bal sirke ile daha iyi kavranır.
Bütün mesele, bu dünya dershanesinde bir ömür en iyi talebe, en güzel hoca olabilmektir. Bunun için de elbette hem kendimizi hem de dünyayı doğru tanımak lazım.
Ona göre dünya bir hapishanedir. Ruhlar hapishanesi.
Bir gazelinde der ki;
Ben iş görmek ve halkı irşat etmek vazifesiyle mükellef olduğum için dünya hapishanesinde bulunuyorum. Yoksa zindan nerede, ben neredeyim? Kimin malını çalmışım ki mahpusum?
Her adımda menzile yaklaşılır. Her nefes insanı dünyadan gitme vaktine yaklaştırır. İnsan her nefeste aslına yaklaşır.
Aşk nedir?
Böyle bir suale Hazreti Mevlana'nın cevabı şudur:
Aşkın ne olduğunu bilmek istiyorsan, benim gibi ol.
Çünkü aşk, anlatılınca anlaşılacak bir şey değil, yaşanınca kavranacak bir hakikattir. Yaşamaksa, takva ölçüleri içerisinde olduğunda aşkın sırları açılmaya başlar.
Esas mevzu, 'Şems Mevlana'ya ne verdi? Ne öğretti?' sorularının cevabıdır. Şems ona aklın esaretinden kurtulmanın yollarını öğretti. Çünkü aklın hududu muayyendir. Arkası cinnettir. Gönlün hududu ise sonsuzdur. Teskin noktası da fenafillahtır."