"Evet ırkları, coğrafyaları, hatta inançları değişik olan bu insanları birleştiren, İslâm'ın hoşgörüsünden kaynaklanan medeniyetimiz" dedi kendi kendine. "İslâmiyet hoşgörü sunar; ama onu içine sindirmek, yaşamak bir yetenek, bir kültürdür. Hâlbuki İslâm adına ne hoşgörüsüzlükler, ne yobazlıklar yapılıyor, havsalaya sığmaz vahşetler işleniyor. Islâmiyeti Emeviler de tatbik etti; biz de ediyoruz. Onlar islâmiyetten aldıklarıyla ırkî asabiyetlerini, biz ise yürekte tohum halinde bulunan insan sevgimizi güçlendirdik. Rengi, dili, inancı farklı dive insanları birbirinden ayrı görmedik; hepsini Allah'ın kulları, Hakk'ın bize emaneti kabul ettik. Eğer biz çoğunlukta veya hâkim olduğumuz yerlerde insanları, İspanyolların Müslümanları veya Avrupalıların Amerika'nın yerlilerini öldürdükleri gibi katletseydik, dünyada ne bir Bulgar, ne bir Rum, ne Sırp, ne Romen, ne Macar, ne şu Dürzi İsmail Fevzi, ne de Süryani İsa kalırdı. Şimdi onlar da bizim yanımızda yer alarak kadir bilirliklerini gösteriyorlar. Ey insanoğlu sen ne garip yaratıksın! Ne kadar vefalı, ne kadar hain tiplerin var. Neslin devam ettiği müddetçe bu böyle sürüp gidecek..."