''...Haritalara baktıklarında sadece çizgiler görüyorlardı. Kırmızı sınır çizgileri. Hatta, bir kafes olduğunu fark edemedikleri kafeslerinin sınırlarına o kadar âşıklardı ki bu kırmızı çizgileri korumak için ölür, dirilir, sonra da yeniden ölebilirlerdi. Vatandaşlık bağıyla kendilerini boyunlarından demirlerine astıkları o kafesi korumak, bir onur meselesiydi. Belki de haklılardı. Ne de olsa, insanoğlunun onur meselesi haline getirebileceği pek bir şeyi de kalmamıştı...''
''Ne de olsa, anlaya anlaya gidiyordum. Anlaya anlaya gidince de yol uzuyordu, tabii. Ama acelem yoktu. Gittiğim yere kimse geç kalmıyordu. İstese de kalamıyordu.''