Eflatun'un mağarasında, zincire vurulmuş kölelerin ayaklarındaki zincirlerin farkında olmamaları gibi modern insan da dijitalizmin ellerine ve ayaklarına vurduğu prangaların farkında bile değil.
Dijital algoritmalar üzerinden insanların duygularını, düşüncelerini, beğenilerini, arzularını, güdülerini, karakterlerini belirlemeye çalışıyor. Ve bu sayede biz, eşref-i mahlukat yani "yaratılmışların en şereflisi" iken âdemden beşere, beşerden maddeye, maddeden fiziksel-kimyasal tepkimelere, oradan bir kullanıcıya, şimdi de bir dijital algoritmaya dönüştük. İnsanlık bu noktaya geldi.
Sadece bakıp "Nasıl güzel yaratmış." demek değil, "O yaratılışın duygusu, maksadı, amacı neydi? Şu anda bana ne anlatıyor, ne ilham ediyor?" diyebilmek...
Bugün akıllı telefonlar ve sosyal medya sayesinde gördüğümüz her yeri ve anı derinlemesine tecrübe etmeden, onun huzuruna varmadan, yaşamadan, hissetmeden hemen fotoğrafını çekip paylaşmak güdüsüyle hareket ediyoruz. O yeri, eseri, anı, hâli değil, paylaşarak beğeni almayı arzuluyoruz, bunu önceliyoruz ve o özel anı, hâli ve tecrübeyi ıskalıyoruz. Onu araçsallaştırıyoruz.