Fakir Baykurt - Kaplumbağlar
Baykurt’un kalemi o kadar net, o kadar dolambaçsız ki; okurken kendimi o tozlu köy yollarında, köylülerin arasında hissettim. Karakterler ise sadece birer isim değil, resmen o dönemin ta kendisi. Her birinin derdi, sevinci ve çaresizliği iliklerinize kadar işliyor.
Kitabı okurken en çok kaplumbağalar üzerine düşündüm. Benim için kaplumbağalar sanki zamanı temsil ediyordu; yavaş, ağır ağır ama durmaksızın ilerleyen bir zaman... İnsanın emeğiyle var ettiği o "Tozluca" bağlarının trajedisi, kaplumbağaların o ağır adımlarıyla birleşince hikaye çok daha derin bir anlam kazandı. Bozkırın ortasında yeşertilen bir umudun, yine o bozkırın kaderine terk edilişini izlemek canımı yaksa da, bu gerçekçilik kitabı unutulmaz kılıyor.
Köy enstitülü bir yazarın gözünden Anadolu insanını ve o bitmek bilmeyen hak arama mücadelesini okumak isteyen herkesin bu yavaş ama derin yolculuğa çıkması gerek.
“Bizim yurdumuz, hem de insanımız, bir bakıma, mürekkep yalamışların geriliği ve yanlış tepkileriyle, hâlâ Ortaçağ'ın çukurları içindedir. Başkalarını yeni amaçlara alıp götüren sağduyu, bilinç ve hoşgörü, bizimkilerin kabuğuna neden işlemiyor?”
"Cahallıklarından, kapkara cahallıklarından." Okuma yazmaları olduğu halde okumadıklarından! Sanattan, kültürden gıda almadıklarından! Aldıklarını eritemediklerinden! Koşullanmışlar çağ gerisi tersliklere, küçük bencil rahatlıklara, çıkarlara; bir türlü kurtulamıyorlar.
“Şimdi kendi çocuklarına yabancı dilli kolej, yüksek okul, hatta Avrupada, Amerika'da okuma olanağı bulan yöneticiler, köydeki bebelerin ilkokuldan sonra gideceği okulları hesap dışı tutuyor.”
“Her köye bir eğitmen, öğretmen yollayabildik mi, Türk'ün düşmanları fesatlığından çatlayacak! Hem de sadece A'yı, B'yi değil, işi gücü, hak sormayı, hak almayı