Balkanlar’ın Hikâyesi: Bir Gezginin Yol Defteri
1. Yolun Başlangıcı: Balkanlara İlk Adım
Tren yavaşça Edirne’den çıkarak Bulgaristan’a doğru ilerliyor. Pencereden dışarı baktığımda Trakya’nın yeşil tarlaları ardımda kalıyor. Kompartımanda yanımda oturan yaşlı bir dede bana dönüp, gülümseyerek şunu söylüyor:
“Evladım, Balkan’a giden yol yürek ister. Çünkü orada tarih, gözyaşı ve sevinç aynı sofrada oturur.”
Balkanlar işte böyle bir yer: Hem acıların hem de kardeşliğin toprağı.
⸻
2. Sofya: Taşların Fısıldadığı Şehir
Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya vardığımda karşıma Aleksandr Nevski Katedrali çıkıyor. Altın kubbeleri güneşte parlıyor. Hemen yanında Osmanlı’dan kalma Banyabaşı Camii hâlâ ayakta. Bir tarafta kilise çanları, bir tarafta ezan sesi…
Bir rehber bana dönüp, şu sözleri söylüyor:
“Balkanlar’da dinler yan yana yaşar. Kimi zaman kavga eder, kimi zaman kucaklaşır, ama birbirini hep hatırlar.”
⸻
3. Üsküp: Taşköprü’nün İki Yakası
Kuzeye doğru yolum Üsküp’e düşüyor. Vardar Nehri üzerinde yükselen Taşköprü’den geçerken, bir tarafta Osmanlı çarşısı, diğer tarafta modern binalar göze çarpıyor.
Çarşıdaki kahvehaneye oturduğumda bir Türk, bir Arnavut ve bir Makedon aynı masada sohbet ediyor. Bana dönüp diyorlar ki:
“Balkan insanı çok kavga eder, ama karnı doymadan barış yapmaz.”
Üsküp’te Yahya Kemal’in doğduğu evi gezerken, şairin şu dizeleri aklıma geliyor:
“Üsküp ki Yıldırım Beyazıt’dan beri Türk’tür…”
⸻