NeuroStoryTR

NeuroStoryTR
@_iamserdar
Ölüm ne büyük bir sırdır; İnsan düşünür ama çözemez. neurostorytr.com instagram.com/iams.erda.r?igs...
Bankacı
iams.erda.r
İstanbul
157 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Sa’d al-Din al-Taftazani (14. yüzyıl
Şerhu’l-Makâsıd’da (Makasid Şerhi’nde) şöyle denilmiştir” Allah, mekân ve “arşa istiva” meselesi Eğer senin kastın: * Allah’ın “âlim, kâdir, işiten ve gören” olması ise 👉 bu doğrudur. Ama eğer kastın: * O’nun bir mekânda bulunması, * bir yönde olması, * bir yerde yer kaplaması ise 👉 bu doğru değildir. Mekân, ancak cisimlere ait bir özelliktir. Cisim olmayan bir şeyin mekânda bulunması mümkün değildir. Allah ise cisim değildir. O hâlde O’nun bir mekânda bulunması da mümkün değildir. ⸻ Eğer denilirse ki: 👉 “Rahman arşa istiva etti” Bu sözün anlamı:
Reklam
“Boşluğun (halâ/ferâğ) varlığı meselesi”
Bu sorunun anlamı şudur: Boşluk ile içinde bulunan şey (mütehayyiz varlık) eşit midir, yoksa farklı mıdır? Cevap olarak denilmiştir ki: Bu eşitlik genel değildir, aksine özeldir. Yani boşluk ile o şeyi dolduran şey aynı değildir. Çünkü bir cismin bulunduğu yer, o cisimden farklıdır. Ancak “boşluk” dediğimiz şeyin kendisi başlı başına bir varlık değildir. Çünkü eğer boşluk gerçekten var olsaydı, o zaman onun bir sınırı ve ölçüsü olması gerekirdi. Sınırı ve ölçüsü olan her şey ise bir cisim olur. Fakat boşluk cisim değildir. O hâlde boşluk, bağımsız bir varlık değildir. ⸻ Denilirse ki: “Boşluk, cisimden bağımsız olarak düşünülebilir.” Cevap: Bu sadece zihinsel bir tasavvurdur, dış dünyada gerçek bir varlığı yoktur. ⸻ Yine denilmiştir ki: Eğer boşluk ezelî (başlangıcı olmayan) olsaydı, o zaman içinde bulunan şey de ezelî olurdu. Çünkü boşluk ile içinde bulunan şey birbirinden ayrı düşünülemez. Bu ise imkânsızdır.
La ilahe illallah.” Adam sandalyeye oturmuştu ama aslında yıllardır aynı yerde duruyordu. Hayat ilerlemişti; o ise sadece yetişmeye çalışmıştı. Koşmuştu. Kazanmaya, yetişmeye, güçlü görünmeye… Ama içindeki boşluk hep aynı kalmıştı. O gün buraya konuşmak için gelmedi. Kendine ilk defa dürüst olmak için geldi. Mikrofonun karşısında sessizlik uzadı. Konuşacak çok şey vardı ama ilk kez kelimeler değil, kalbi ağırdı. Gözünü duvara çevirdi. “La ilahe illallah.” Basit bir cümle gibi… Ama insanın içini ikiye ayıran bir hakikat. “Hiçbir şey yok…” Sonra devamı: “…sadece O var.” O an anladı. Bu dünyada bu kadar yorulmasının sebebi, her şeyi fazla ciddiye almasıydı. İnsanları, parayı, korkuları…
Adam oraya konuşmak için gelmedi aslında. Anlatacak çok şeyi vardı ama kelimeler hep yarım kalıyordu. Hayatın içinde güçlü görünmeyi öğrenmişti; iş, para, insanlar… hepsini yönetebiliyordu. Ama gece olunca, sessizlikte aynı soru geliyordu: “Ya biterse?” Bir süre bu düşünceden kaçtı. Kendini oyaladı, meşgul etti, susturdu. Ama insan en çok kaçtığı yerde yakalanır. Bir gün bir cenazeye gitti. Kalabalığın içinde kimse ağlamıyordu bile… herkes alışmış gibiydi. Ve o an fark etti: Ölüm sadece son değil… aynı zamanda bir yüzleşme. Eve döndüğünde ilk kez kendine dürüst oldu. “Ben hazır değilim” dedi. Sonra yavaş yavaş değişmeye başladı. Daha az gösteriş, daha çok anlam… Daha az gürültü, daha çok iç ses… Daha az korku, daha çok kabulleniş… Zamanla şunu anladı: İnsan ölümü düşünmeden yaşamayı öğrenemez. Ve bir gün, o sade odada, mikrofonun karşısında otururken… Artık kaçmıyordu.
CİNAYET DEFTERİ İSTANBUL POLİSİYE ROMANI
Komiser Murat Demir, Beyoğlu'nda kapısı içeriden kilitli bir dairede bulunan siyah kaplı defterle karşılaşır. Defterde ölenlerin isimleri vardır. Fakat asıl korkunç olan, henüz ölmemiş insanların da yazılı olmasıdır Tür: Polisiye / Noir Mekân: Galata, Karaköy, Beyoğlu, Üsküdar, Balat Başkarakter: Komiser Murat Demir Not: Bıçak ve kan yok; gerilim, defter ve silah gölgesi var. digital odf okumak istersen DM neurostorytr@gmail.com
Reklam