Seminerlerimize katılan kişilere, 'zor kişilikler' i kabul etmek, benimsemek gerektiğini söylediğimiz zaman, çoğunlukla kınamalarla ya da karşı koymalarla karşılaşıyoruz. Açıkça kabul edilmez ve hoşgörülemez davranışlar sergilediklerine göre onları nasıl kabul edebiliriz? Gerçekte sizden zor kişiye size zarar verebilecek (ve çoğunlukla kendine de) özgürlüğü sağlayacak edilgen bir boyun eğme durumunu onaylamanızı istemiyoruz. Burada söz konusu olan daha çok bu kişinin insan olarak varlığını kabul etmektir. Bu durum, kendinize etkin bir biçimde ondan korumaya çalışmanızı engellemeyecektir.
Yine bir karşılaştırma yapalım. Deniz kıyısında tatildesiniz ve ertesi gün bir tekne gezisine çıkacaksınız. Fakat sabahleyin kalktığınızda bakıyorsunuz ki hava kapalı ve rüzgar fırtınaya dönüşmek üzere. Memnun olmasanız bile kızgınlık belirtileri göstermezsiniz: Bir bakıma havanın kıyıda bazen kötü olabileceğini doğal bir olay olarak kabul edersiniz. Beklenmedik bu gelişme, duruma kendinizi uydurmanızı, o gün için başka bir şeyler yapmanızı engellemeyecektir. İşte, 'zor kişilikler' doğal olaylar gibidir: Onlar her zaman vardır ve her zaman var olacaktır. Onlara öfkelenmek, kötü havaya veya yer çekimi kanununa kızmak kadar boşunadır.
...Dışlama, hiç kimseyi, özellikle problemli insanları asla daha sağlıklı yapmamıştır. Onları benimsemek, kabul etmek, bazı davranışlarını değiştirebilmeleri için bir ön gerekliliktir.
Santiago Nasar yüksek sesle duyurmuştu herkese. "Benim düğünüm de böyle olacak" demişti. "Anlata anlata bitiremeyecekler."
Kız kardeşim, sanki kız doğmuş gibi bir sessizlik olduğunu hissetmişti.