Sahih'te yani Buhârî'nin Sahihinde şöyle buyurulmuştur. "Kendisini rahatsız edecek bir şey duyduğundan ötürü Allah'tan daha çok sabreden hiç kimse yoktur. Onlar onun çocuğunun olduğunu iddia ediyorlar. Bununla birlikte o, onları rızıklandırmakta, onlara afiyet vermektedir. "
Enes dedi ki: Bir adam Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek: Ben şu "De ki: O Allah'tır, bir, tektir" sûresini seviyorum, dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Senin o sûreyi sevmen cennete girmene sebeptir" buyurdu.
Çünkü mü'minin sıkıntıları çoğaldıkça imanı artar; zira o sabrın beraberinde zaferin, sıkıntıların ardında kurtuluşun ve zorluğun yanında kolaylığın olduğunu bilir.
Allah, kime hayır dilerse, o da sabredip Allah'tan sevap umarsa Allah onu
denemek amacıyla ona musibet verir. Çünkü musibet, o kişi için ancak bu
durumda hayırlı olur. Ama sabretmezse onun için hayır olmaz. O yüzden
insanın başına gelen birçok musibette hayır olmayabilir ve Allah, o kimse için
hayır dilememiş olabilir.
Mesela kâfirlerin başına pek çok musibet gelir. Ama buna rağmen ölene
kadar küfürleri üzere kalırlar. Şüphesiz Allah, bunlara verdiği musibetlerle
onlar için hayır dilemiş değildir.
İnsanın bu dünyada sürekli sevinçli olması imkânsızdır. Bir gün sevinir, bir gün
üzülür. Bir gün kazanır, bir gün kaybeder. Kendine, sağlığına, ailesine ve çevresine
gelen felaketler eksik olmaz. İnsanın başına gelen belalar, sayılamayacak kadar
çoktur. Ancak mümin, her halükārda kârlıdır: Başına bir sıkıntı gelirse sabreder
bu, onun için hayırlı olur; sevineceği bir nimete kavuşursa şükreder, bu da onun
için hayırlı olur.
Bazen de mümin, bundan gafil kalarak gönlü daralır. Allah'tan sevap ummak
aklına gelmez. Bu durumda da sadece günahlan silinir.