"Önce kelime vardı," diye başlıyor Yohanna'ya göre incil. Kelimeden önce de yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık. Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenmeden önce başladı. Kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız kelimeler dindirdi acıyı ve kelimeler insanın aklına geldikçe yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
Bu arada söylemek istediğim bir şey var;
Her bitiş bir başlangıç falan değildir. Her bitiş sadece bir bitiştir. Ve şunu da unutmayın;
Tarih yalnızca mutsuzları yazar!
Tabi, tabi, tabi, Ben varım, Selim var sonra Turgut, Metin de var, Süleyman kargı, Hikmet.. Ahh Hikmet de var. Var var... Meyhanedeyiz, içiyoruz. Dört büyük roman üstüne iki şişir içmişiz nasılsız biliyor musun? Vuhuuhh huuv...
Ben, ben romanlarda yaşayanlar diye yeni romanım var, romanım onu anlatıyourm; Süleyman kargı büyük bir ciddiyetle dinlyor, Selim her zamanki gibi alay ediyor, alaycı..
Hikmet, Hikmet bilgeyi düşünüyor, Metin içmeye devam ediyor biraz daha patlıcan salatası söylüyor.
Sonra, Coşkun geliyor, 'Ey zavallı Milletim' diye onun meşhur bi tiradı var ya onu söylüyor..
Ben, ben diyorum 'ben öldüm!
Öldüm, diyorum ama yaşayama devam ediyorum diyorum..'
Kimseye dinletemiyorum, kimse beni dinlemiyor..
Size de olmuyor mu ya, yaşamak ağır gelmiyor mu? Hayat, böyle sırtınıza bir kambur gibi binmiyor mu? Bana oluyor.. Düşün ki altı milyar insan var dünyada, peki bana ne gerek var? Yok, gerek yok!