...akıl hastalarının maruz bırakıldığı "büyük kapatma", aslında toplumun sahte standartlarına uyum sağlamış "normaller"i korumak amacına matufsa, yaşlıların huzurevlerinde toplanmaları da ölümün her türlü tezahür ve hatırlatıcısını sosyal hayattan tehcir etmek amacını taşıyor. Ölümün yokluk anlamına geldiği agnostik bir iklimde bu anlaşılabilir bir savunma gibi görünüyor. Oysa "hayatın akıp ölüme katışmaktan başka gayesinin olmadığı" bir kültürde ölüm, yokluk ve mutlak son anlamına gelmiyor ve bu yüzden yaşlılık ikrah edilecek bir durum olarak görülmüyor. Yaşlılık Erik Erikson'un dile getirdiği gibi, "hayatın bütünlüğünün kavrandığı bir durak"tır ve insan oradan biriktirdiği bilgelikle hayatı seyredebilir.
Uğruna yaşanacak ve ölünecek değerleri olmayan, hayatı kendi benliği ekseninde anlayan ve tanımlayan maddeci bir kuşak, anne babalarından farklı olarak, bu tutumlarını cümle âleme ilan etmekte beis görmüyordu.
Modern hayatta deneyimlerimizden aldığımız tatminin azalmasının nedenlerinden biri de, kendi yaşantılarımızı kıyaslayacağımız şeylerin bolluğudur. Ve seçeneklerdeki çokluk bu tatminsizliğe katkıda bulunmaktadır. Maddi ve sosyal şartlarımız geliştikçe kendimizi kıyasladığımız standartlar yükselir. Haz duygusunun referans noktası arttıkça, beklenti ve hayallerimizin çıtası yukarı çıkar. Seçeneklerin artması, kaçınılmaz biçimde beklentilerin de artmasına neden olur.