Hayattaki tek gerçeğin ölüm olduğunu anlayan birisinin, ölümün bile yok edemediği bir anlamı arayışının kitabı. Hayatı, anlamını, inançları, insanları sorgulayan ve sorgulamayan 'insanlığın' farkında
Umberto Eco'nun ölmeden önce hazırladığı son seçki ve 2000- 2015 yılları arasında yazdığı yazılardan derlenen bir kitap. Kitap bölüm bölüm ilerliyor ve birçok alt başlık var. Çeşitli konular içeriyor olsa da genel olarak politik ve sosyal konulardan bahsetmiş. Kitapta bazı katılmadığım kısımlar oldu ama ilgimi çeken ve beğendiğim yerlerde vardı. Eğer İtalya' ya karşı özel bir ilginiz ve bilginiz yoksa bazı yerlerde sıkılabilirsiniz. Umberto Eco'nun "veda şarkısı" olarak nitelendirilen bir kitap.
Yıllardır eskimeyen bir köy romanı. Roman anne ve babası eşkıyalar tarafından öldürülen Yusuf'un olay yerine gelen kaymakam tarafından evlat edinilmesi sonucu değişen hayatı ile başlıyor. Romandaki toplumsal konular varlıklı kişilerin mutlak otoritesi, bazı hiyerarşik sorunlar ve bazı adaletsizlikler gibi önemli meseleler olsa da asıl beni etkileyen karakterlerin ve olayların bana hissettirdikleri oldu. Romandaki karakterlerin içten içe duydukları yalnızlığı okurken ben de yaşadım sanki. Yalnızlıklarını birleştirip tek vücut olanların saadeti de çok uzun sürmedi zaten. Gerçek hayatta böyle değil midir? Elimizdekiyle yetinmeyip elde etmeye çalıştığımız fazlalıklarla imtihan olmaz mıyız hep? Romanda da bu çok güzel bir şekilde ifade edilmiş: "Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir." Elindekilere şükretmen gerektiğini anladığın an saadete ulaştın demektir. Zaten şükür sana ihsan edilecek birçok nimete de sebep olur. Nankörlük yaparak ulaştığınız hiçbir şeyin saadetini göremezsiniz.
Galiba konudan bayaa uzaklaştım. İşte romanı okurken de romanla kendinizi özdeşleştirip hülyalara dalıyorsunuz. Okuduğunuz her satırda bir sebep arayıp o sebebi bulduğunuz da bazı dersler çıkarıyorsunuz. Bir tane örnek verecek olursam; Yusuf ile Muazzez'in hazin sonunu düşünürken aklıma Ali'ye yapılan haksızlıklar geldi mesela. Mutsuzlukların üzerine mutluluklar inşa edilemeyeceğini bir kez daha anladım...
Mağduru çocuk olan hiçbir konu göz ardı edilemez! Lütfen bahsedeceğim şeyler için bunları dile getirerek normalleştirmeyin, bu kadar bahsederseniz eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürürsünüz gibi
Yaşadığınız mutluluğun bile fabrika üretimi olduğunu düşünün. Siz her zerrenizle fabrikada üretilen bir eşya gibisiniz. Tek amacınızın topluma faydalı olmak olduğunu. Mesela cesediniz çok iyi bir