Kübra Kılınç

Kübra Kılınç
@_kbrklnc
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
Sorgula!
9/10
·94 syf.·
2020 18. kitabı
Hayattaki tek gerçeğin ölüm olduğunu anlayan birisinin, ölümün bile yok edemediği bir anlamı arayışının kitabı. Hayatı, anlamını, inançları, insanları sorgulayan ve sorgulamayan 'insanlığın' farkında olmadığı cehaletinin ağırlığını kendi ruhunda hissedişi... Tolstoy kendini hiçbir zaman insanlığın bir parçası olarak göremiyor. (( Asla sorgulamayan, hatta kendisi gibi düşünmeyenleri dışlayan bir toplumun parçası olarak görememek kişi için şeref falan olmalı zaten.)) Göremediği için de insanlardan uzaklaşıyordu. Tolstoy: " Herkesin kendini çok iyi hissettiği, herkesin ne yaptığını bildiği, oysa senin kendini iyi hissetmeyip dışlandığın neşeli bir topluluğa düşersen, ne yap et onlardan uzaklaş!" diyordu. Tolstoy'a göre kurtuluş cehaletteydi. Ama kendisine sunulan yaşamı sorgulamadan, olduğu gibi kabullenip ruhundaki ızdıraba son vermeyi kendisine yediremiyordu. Hayatın anlamını ısrarla arıyordu. Ve sonunda onu önceden anlam veremediği, hatta terk ettiği inançta buldu. Hayata ölümle bile yok olmayacak anlamlar veren şey inançtı. Ama benim gözümde bu durum Tolstoy'u çevresindeki diğer inançlı insanlar gibi yapmadı. Çünkü diğerleri kendilerine sunulan hayatı sorgulamadan olduğu gibi kabul edip mutlu olurken, Tolstoy bilgeliğin ve sorgulayışın verdiği ızdırap ile beraber kendi emekleriyle buldu hayatın anlamını. Keşke herkes böyle olsa. Herkes birilerine, bir şeylere sorgulamadan, körü körüne bağlanmasa. İnandığı şey gerçekten doğru olsa bile onu uzun ve anlamlı bir arayışın sonunda sorgulayarak bulsa. Çünkü sorgulamamak, uymak, uysallaşmak ve bu şekilde inanmak bize de, bizim toplumumuza da birçok felaket getirmedi mi? Hâlâ da getirmeye devam etmiyor mu?...
1000Kitap
İtiraflarımLev Tolstoy · Karbon Kitaplar · 201729,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Budalalıktan Deliliğe
7/10
·484 syf.·
2020 13. kitabı
Umberto Eco'nun ölmeden önce hazırladığı son seçki ve 2000- 2015 yılları arasında yazdığı yazılardan derlenen bir kitap. Kitap bölüm bölüm ilerliyor ve birçok alt başlık var. Çeşitli konular içeriyor olsa da genel olarak politik ve sosyal konulardan bahsetmiş. Kitapta bazı katılmadığım kısımlar oldu ama ilgimi çeken ve beğendiğim yerlerde vardı. Eğer İtalya' ya karşı özel bir ilginiz ve bilginiz yoksa bazı yerlerde sıkılabilirsiniz. Umberto Eco'nun "veda şarkısı" olarak nitelendirilen bir kitap.
1000Kitap
Budalalıktan DeliliğeUmberto Eco · Kırmızı Kedi Yayınları · 2017114 okunma
Kuyucaklı Yusuf...
8/10
·222 syf.·
2020 12. kitabı
Yıllardır eskimeyen bir köy romanı. Roman anne ve babası eşkıyalar tarafından öldürülen Yusuf'un olay yerine gelen kaymakam tarafından evlat edinilmesi sonucu değişen hayatı ile başlıyor. Romandaki toplumsal konular varlıklı kişilerin mutlak otoritesi, bazı hiyerarşik sorunlar ve bazı adaletsizlikler gibi önemli meseleler olsa da asıl beni etkileyen karakterlerin ve olayların bana hissettirdikleri oldu. Romandaki karakterlerin içten içe duydukları yalnızlığı okurken ben de yaşadım sanki. Yalnızlıklarını birleştirip tek vücut olanların saadeti de çok uzun sürmedi zaten. Gerçek hayatta böyle değil midir? Elimizdekiyle yetinmeyip elde etmeye çalıştığımız fazlalıklarla imtihan olmaz mıyız hep? Romanda da bu çok güzel bir şekilde ifade edilmiş: "Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir." Elindekilere şükretmen gerektiğini anladığın an saadete ulaştın demektir. Zaten şükür sana ihsan edilecek birçok nimete de sebep olur. Nankörlük yaparak ulaştığınız hiçbir şeyin saadetini göremezsiniz. Galiba konudan bayaa uzaklaştım. İşte romanı okurken de romanla kendinizi özdeşleştirip hülyalara dalıyorsunuz. Okuduğunuz her satırda bir sebep arayıp o sebebi bulduğunuz da bazı dersler çıkarıyorsunuz. Bir tane örnek verecek olursam; Yusuf ile Muazzez'in hazin sonunu düşünürken aklıma Ali'ye yapılan haksızlıklar geldi mesela. Mutsuzlukların üzerine mutluluklar inşa edilemeyeceğini bir kez daha anladım...
1000Kitap
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,9bin okunma
Okuyun!!!Hiçbirinizin kalbi küçücük bedenler kadar hassas olamaz!
10/10
·372 syf.·
2020 9. kitabı
Mağduru çocuk olan hiçbir konu göz ardı edilemez! Lütfen bahsedeceğim şeyler için bunları dile getirerek normalleştirmeyin, bu kadar bahsederseniz eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürürsünüz gibi yorumlar yapmayın. Zaten ensesti yapanlar bunu gayet normalleştirmiş veya bu zihniyetteki biri bunları okumasa da yapacağını yapar. Sadece okuyun ve okutun. Size zorla halı altına süpürülen, yok sayılan ama fazlasıyla var olan bir zulümden bahsedeceğim. İhanetin en büyüklerinden, ensestten. Küçücük çocuklar düşünün. Babası, abisi veya dedesi ya da dayısı/ amcası tarafından tecavüze uğrayan. Bizim duyunca bile dile getiremediğimiz için yok saydığımız, kafamızı kuma gömdüğümüz olayları iliklerine kadar yaşayan bedenler. Çocuk olamadan direkt büyütülen çocuklar. 12 yaşında çocuk doğuran çocuklar. Babasının istismarı sonucu kendi kardeşini doğuran çocuklar. Babasının, dedesinin istismarını babalar, dedeler öyle sever zanneden çocuklar. Ben çilekli süt istiyorum, inek sütü istiyorum, pipi sütü istemiyorum diyen çocuklar. Geceleri pijama giymeyeceğim artık kot pantolon giyeceğim çünkü babam daha zor çıkarıyor diyen çocuklar. Altı yaşındaydım ve bana yapılanın ne olduğunu bile bilmiyordum diyen çocuklar. Daha 1.5 aylıkken istismara maruz kalıp bağırsakları patlayan bebekler... Bir de anneler düşünün. Oğlum hadi biraz daha dayan nolacak ki diyen anneler. Kızım o senin abin evlenene kadar böyle diyen anneler. Şikayet etme baban hapse girerse aç kalırız diyen anneler. Kocamı ayarttı diyen anneler. Kızlar babasından çocuk doğururken doğuma yardım edecek kadar durumu içinde normalleştiren anneler. Babanın ihtiyacını gider yoksa bize zarar verecek diyen anneler. Durumun farkında olmasına rağmen seslenmeyen normal karşılayan anneler. Kocası kendisiyle değilde çocuklarla birlikte olduğu
1000Kitap
Kardeşini DoğurmakBüşra Sanay · Doğan Kitap · 20188bin okunma
*"Çünkü düşünmeye başladığın an birey olursun."
9/10
·266 syf.·
2020 8. kitabı
Yaşadığınız mutluluğun bile fabrika üretimi olduğunu düşünün. Siz her zerrenizle fabrikada üretilen bir eşya gibisiniz. Tek amacınızın topluma faydalı olmak olduğunu. Mesela cesediniz çok iyi bir fosfor kaynağı olacağı için yakılacak. Bundan rahatsız değilsiniz ve su içmek kadar normal bir şey bu. Çünkü herkes herkese aittir. Böyle olmasa nasıl faydalı olacaksın topluma saçmalama lütfen. Tabiki de isteyen herkesle cinsel ilişki yaşayacaksın. Çünkü insanlara faydalı olmalısın. O ne öyle anne, baba, aile, aşk vs. Müstehcen şeyler bunlar. Çok dile getirilmez zaten sus. Hayatın üzerine de çok düşünme zaten üretilirken kaderinden fiziksel özelliklerine kadar her şeyin düşünüldü merak etme sen. Sen hatta hiç bir şey düşünme. *"Çünkü düşünmeye başladığın an birey olursun." ‌ Evet dostlar Cesur Yeni Dünya tam bir distopya eseri. Herkes 1984'le karşılaştırmış ve benzetmiş ama birbirlerinin zıttı iki eser. 1984 'te sahici bir mutsuzluk atmosferiyle karamsarlığa kapılırken, Cesur Yeni Dünya'da suni/ şartlandırma bir mutluluk atmosferiyle acaba benim şimdiye kadar yaşadığım duygularda mı suniydi diye endişeleniyorsunuz. Sonra dibine kadar yaşadığınız mutsuzlukları hatırlayarak derin bir ohh çekiyorsunuz. Çünkü bu yeni dünya da mutsuz olmanıza bile izin verilmiyor. Sonra mazAllah yalnız falan kalıp düşünmeye başlarsınız. Nolur nolmaz. Devlet tarafından ücretsiz temin edilen soma adlı uyuşturucudan kullanıp anında mutlu mesut oluyorsunuz. ‌ Aslında kitapta bahsedilen iki adet dünya var. Diğer dünya bahsettiğim bu düzene dahil edilmemiş, aile kavramının devam ettiği, doğayla iç içe bir dünya. Yazar bu totaliter dünya ile ilkel yaşamın çatışmasından bahsetmiş olsa da aslında ikisini de desteklemiyor. Şöyle ki ilkel yaşamı totaliter dünyayı iğnelemek için kullanmış ama ilkel
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma