Herkese merhaba
Bu kitapta Dini inanışları nedeniyle kendisine kan verilmesini istemeyen, henüz reşit olmayan kan kanseri Adam ile onun adına karar verme yetkisi olan Aile Hukuku Yargıcı Fiona'nın hikâyelerini okuyoruz.
Kitaba bayıldım. Kitabın konusu ilgimi çekti. Kitabı okuduktan sonra kitaba olan ilgim daha da arttı. Kitabın dili akıcı ve yer yer kurduğu cümleler ile edebi anlamda oldukça tatmin edici bir eserdi. Kitap üç davdan oluşmaktadır ama kitap son davaya daha ağırlık verdi. İlk dava, Boşanmış Yahudi bir karı kocanın çocuklarının eğitimiyle ilgili bir görüş ayrılıkları yaşadığı bir velayet davası. Tarikata mensup olan baba çocuklarının özgürlüklerini bir hiç olarak görüp dinden başka bir şey düşünmeyen biri.Anne ise daha özgürlükçü,çocuklarının karma bir okula gitmesini istemesini okuduk.Diğer dava, yapışık ikizler. Jamaikalı ve İskoç bir anne babanın birbirine yapışık erkek ikizleri. İkizlerden birinin kalbi çalışmıyor ve diğerine muhtaç, İkisinin birden ölmemesi için birbirlerinden ayrılmaları gerekmekte, aile ise inançları gereği bunu cinayet olarak görüyor ve karşı çıkmasını okuduk. Son dava ise kitabın temel konusu 17 yaşında lösemi hastası Adam Henry. Adam, acilen kan nakli olmak zorundadır. Ailesi ise inançları gereği(Yelova Şahitleri)kan nakline karşı çıkmaktadır. Onlar için kan kutsal ve insan ruhunun özüdür.Yasalar ise henüz reşit olmayan çocuk için ailenin rızasının önemli olduğunu söylemesini okuduk. Sonunu asla tahmin etmezdim. Jack karakteri sinirimi çok bozdu. Fiona’nın sorumlu olduğu davaların her biri iz bırakacak türden. Beden bütünlüğünün önemi de gösteriyordu bunlar , din ve göreneklerin altında ezilen çocukları, toplumsal sınıfları mesajları vardı. Kitapta sorguladığım yerler çoktu. Kitap, bizi aslında üç ana başlıkta düşünmeye davet