Amin Maalouf’un Yüzüncü Ad’ı ilk bakışta bir arayış hikâyesi gibi dursa da aslında insanın beklentileriyle, kaderle ve “her şeyi değiştirecek o büyük şey” inancıyla yüzleşmesini anlatıyor. Maalouf’un dili sade ama derin öyle büyük laflar etmeden insanın içine işliyor. Akışı sakin, abartısız ama güçlü. Olaylardan çok hisler ve düşünceler büyüyor metnin içinde. Kitap bittiğinde bende kalan duygu şu oldu: Hayat bizim planladığımız gibi ilerlemiyor ve belki de ilerlememeli. Arayışın kendisi bazen vardığımız yerden daha anlamlı. Maalouf bunu dramatik değil, yavaş yavaş, sindire sindire hissettiriyor. Gürültüsüz ama etkili bir roman. Beni sessizce sarstı. Kitabı bitirdiğimde kendi hayatımı bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirirken buldum kendimi. Bazı şeyler tam da olması gerektiği için oldu.