Milan Kundera’nın Yavaşlık kitabını bitirdiğimde açıkçası kafam oldukça karışıktı. Dil olarak zor bir kitap değildi ama anlatı o kadar parçalı ilerliyordu ki çoğu yerde ne okuduğumu, konunun nereye bağlanacağını kaçırdım. Sanki cümleler havada asılı kalıyor, bir düşünce bitmeden başka bir yere geçiliyordu. Yavaşlık kavramı üzerine daha derin ve net bir şey beklerken, temanın arada kaybolduğunu hissettim. Ayrıca bazı bölümlerdeki argo ve sert ifadeler de beni metinden uzaklaştırdı. Belki farklı bir okuma zamanıma denk gelse başka hissederdim ama şu an için bende güçlü bir etki bırakmadı.