anlatmadım
anlatsaydım belki rahatlayacaktım
kalmayacaktı gizlimde beni bağırtan bu dert
demeyecektim muhtemelen kendime durup durup
ben bu yerin yerlisi değilim diye
Nasıl da tuhaf, nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta. Kimi, gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ardından özlemle dilini şaklatırken, kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor, ama o neye sahip olduğunun bile farkında olmadan biniyor arabasına. Kiminde şahane bir aşçı, ama iki minik lokmadan başka bir şeyin giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken, kiminin hangar gibi ağzı oluyor, ama onda da yiyeyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın!
İnsan o kadar şaşırtıcı bir varlık ki özelliklerini saymakla bitiremezsiniz, ne kadar izlersen her seferinde tasvir etmekle bitiremeyeceğin kadar yeni özelliklerini keşfedersin.