Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.
Ölüm park halinde güzel bir araba yalnızca
Dalları bir zümrütün bağırsaklarını andıran
Sıra ağaçlarla dolu bir sokakta,
Biri gelsin çalsın diye.
Düz kontak yaparsın ölümü, atlarsın ve sürersin uzaklara
Yanan binlerce cenaze evinden yapılmış bir bayrak gibi.
Çalarsın ölümü, sıkılmışsındır çünkü.
Güzel filmler dönmüyordur
San Francisco'nun sinemalarında.
Gezersin bir süre radyoyu dinleyerek,
Sonra terk edersin ölümü,
Uzaklaşırsın oradan, bırakırsın
Polis bulsun diye.
Baudelaire beyzbol maçına gitti ve sosisli sandviç satın alıp afyon dolu piposunu yaktı. New York Yankees ile Detroit Tigers oynuyordu. Dördüncü vuruş sırasında bir melek alçaklardaki bir buluttan atlayarak intihar etti. Melek, ikinci kaleye düştü ve tüm sahanın devasa bir ayna gibi çatlamasına neden oldu. Maç korkudan ertelendi.