"Eğer ki birlikte olmadığımız yarınlar olursa şunu her zaman hatırla: İnandığından daha cesur, göründüğünden daha güçlü, düşündüğünden daha zekisin. Fakat en önemlisi, ayrı düşsek bile... ben her zaman seninleyim."
Winnie the Pooh
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ben... nerede oturduğunu görmek istedim, onu tanıyan biriyle görüşmek istedim. Bu yazdığı cümleler öyle etkileyici ki. Zekice cümleler. Harika cümleler. Böyle cümleler yazabilen bir adamın nasıl biri olduğunu bilmek istiyorum. Onunla birlikte olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmek."
Başkaları da aynı şeyi mi hisseder: Kendi dış görüntülerini tanıyamadıkları olur mu? Görüntülerinin onlara yamultulmuş, kaba saba bir sahne dekoru gibi geldiği olur mu? Başkalarının onları algılayışıyla kendi kendilerini algılamaları arasındaki uçurumu dehşetle fark ettikleri olur mu? İçeriden yaşanan yakınlıkla dışarıdan yaşananın, aynı şeye olan yakınlık diye nitelenemeyecek kadar birbirinden farklı olduğunu?
Bu bilinçliliğin başkalarıyla aramıza soktuğu mesafe, dışmızın başkalarına kendi gözlerimize göründüğü gibi görünmediğini anladığımızda bir kez daha büyür. Evler, ağaçlar, yıldızlar gibi görmeyiz insanları. Onları, belli bir biçimde karşılaşma ve böylece kendi içimizin bir parçası yapma beklentisiyle görürüz. Hayal gücümüz onları kendi arzularımıza ve umutlarımıza uyacak biçimde kesip biçer, ama aynı zamanda kendi korkularımız ve önyargılarımız da o insanlarda doğrulanabilmelidir. Bir başkasının dış görünümündeki hatlara bile kendimizden emin olarak ve tarafsızca ulaşamayız. O yolda bakışlarımız, bizi özel ve biricik kılan bütün arzulara ve hayallere kayar, gözümüzü alır bunlar.