"Ben, kırk sekiz yaşındaki Türkan, bütün yaşamımı durarak geçirmiştim. Bütün yaşamımı birilerinin yanında durarak geçirmiştim. Birilerinin bana açtığı boşluklara sığmış, taşmamış, yükselmemiş bile ama kurumamış da, orada eski bir göl gibi durup beklemiştim. O kadar uzun zaman durmuş bir şeyi yerinden hareket ettirmek, bir karavanı otoparktan çıkarmaktan fazlasıydı benim için. Ben bugüne kadar hiç yegane öznesi olduğum bir işe kalkışmamıştım. Hiç kendi kaderimi tayin edecek bir adım atmamış, ekseriyetle bana gösterilen yere ilişmiş, bundan şikâyet etmemiş ama şimdilerde yeni yeni ve epey sarsılarak fark ettiğim şekilde bu sınırları belirlenmiş hayattan sandığım kadar tatmin olmamıştım."
"Hayatın yan yana dizdiği şeyler bazen rastlantısal, bunu kabul edebilirim ama bazen de öyle bir ince planlama, öyle hassas bir ayarlama yapıyor ki kozmos, sanki birisi posta kutuna, "Bir dost" imzalı bir mektup bırakıyor. Öyle sihirli bir uyandırma servisi. İnsan bir gün aniden bir şeyin farkına varıyor...."
"Kahve yapmak bana hala dünyaya etki ettiğimi hatırlatıyordu. Dokunduğum bir şeyi değiştirebildiğimi, yok olmadığımı, yeryüzünden gidenin ben olmadığımı, yaşamımın sürdüğünü anlatıyordu."