İslâm’ın on dört asır önce kanunlaştırdığı uhuvvet (kardeşlik) prensibinden habersiz olarak Batı’ya gönderdiklerimiz, fransız devriminin ‘’fraternité’’si ile karşılaşınca, bir gezegen keşfetmiş edâsına bürünerek, bunu müslümanlara empoze etmeye başladılar. Üstelik, bu yeni kardeşlik (fraternité) teranesiyle, ermeniye, yahudiye, ruma da kardeş demeye başladılar bu garplılaşmış müslümanlar (!). İşte bu gün dahi halkı müslüman olan ülkelerde görmüş olduğumuz irticasal ve çağdaşsal din düşmanı örgütler, —yöneticisiyle, militanıyla— hep gayr-ı müslime kardeş diyen ve onlara karşı içinde kanserleşmiş olan aşağılık kompleksinden hiçbir zaman kurtulamıyacak zümredir ki bunların ataları, fretérnité’yi uhuvvet’e tercih edenlerdir.
Mali’nin kitle hâlinde İslâm’a girişi hakikaten enteresan! Çünkü Batı dünyasının, onca imkân ve desiselerine rağmen Zenci Afrika’yı çok az hıristiyanlaştırabilmiş oluşu; buna mukabil bir tek tarikat şeyhi, yâ da müridinin tebliği ile binlerce kabilenin müslüman oluşu, İslâm’ın gerçekliliğinden başka hiçbir sebeple izah edilemez.
Kâfirliklerine bir şey dediğimiz yok da; bari bizim ıstılahları kullanmasalar! Dini inkar ediyorlar; ve de öldürüldüklerinde, dini bir ıstılah olan ‘’şehidoldu’’ sözcüğünü kullanmakta tereddüt etmiyorlar.