Biz, sosyoloğu Resûlullah (s.a.s) olan bir sosyoloji’ye talibiz. Onun vahyin ışığında kurmuş olduğu sosyal toplumdan arzedeceğimiz bir tek örnek, ne biçim bir toplum, ne kıratta bir Devlet Başkanı, ve hangi anlayışta toplum bireylerine özlem duyduğumuzu gösterir.
İslâm toplumunda insanlar, Batı’da olduğu gibi belli bir kültürün sarışın çocukları değil; rengi ve ırkı ne olursa olsun tüm insanlardır. Ve bu insanların sosyal eşitlikleri vahiy dediğimiz ilâhi kanunla sağlandığından, hatta garantiye alındığından; Fransa’da, İsviçre’de, Amerika’da olduğu gibi, İslâm ülkelerinde, bir lokantanın kapısında, yâ da bir parkın girişinde “buraya Araplar, Türkler, İranlılar, Çinliler giremez” diye levhalar göremezsiniz. Meğer ki böyle İslâmî toplumlar içerisinde, kendi değer yargılarını tamamen unutmuş, çağdaşlaşma’yı sigara içip dumanını anne ve babanın yüzüne savurmada; milyonlarca Kızılderiliyi yakan Amerika kovboylarına kuru bir özenti olarak, yine ayak tabanları babasının yüzüne gelecek şekilde oturmada gören, mürted sınıflar, İslâm toplumlarını işgâl etmiş olsun.
İslâmî toplumlarda, toplumun değerlerini insan değil, vahiy tesbit eder, Global dahi olsa; bu böyle olmak lâzımdır.
Ancak bunu derken, toplumu oluşturan insanın fonksiyonunu sıfıra indirgemiyoruz. Bilâkis, Allah’ın en güzel surette yaratıp, yaratıkların en şereflisi kıldığı insan, vahiy gibi yüce bir öğretinin taklitçisi konumunda olduğundan, Allah’a ve topluma karşı büyük bir sorumluluk içerisindedir.