Benim gibi içi ölmüş bir insanın ansızın yenide ciceklenisini, damarlarımda kanın kızıl ve kusursuz akışını duyguların bu sıcaklıkla ağır ağır uyanışını ve tatlı ya da buruk, bilinmeyen bir meyve gibi olgunlaştığımi hissettim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ah canlılığım her zaman vardı elbette, sadece yaşamaya cesaret edememiştim, kendimi boğazlamış ve kendimden gizlemiştim: fakat şimdi bütün o baskı altındaki güç patlamıştı, yasam denen o zenginlik, o tarifsiz kudret bana galip gelmişti.
Hayır kanımda böylesine hararetle mayalanan şey utanç değildi, öfke değildi, kendimden tiksinme değildi; içimde tutuşan, taşkınlığın parlak, harlı alevleriyle kıvılcımlanan şey sevinçti, esrik bir sevinç: çünkü yıllar yıllar sonra ilk kez o dakikalarda yeniden gerçek anlamda yaşadığımı, duygularımın felçlesmis, ama henüz ölmemiş olduklarını, tutkunun o sıcak kaynağının her şeye rağmen kayitsizligimin pas tutmuş yüzeyinin altında bir yerlerde gizlice almayı sürdürmüş olduğunu hissettim ve şimdi rastlantının sihirli değneği dokununca yüreğime kadar ulaşmıştı.
Sonra hiçbir şeyin olmadığı tuhaf, adeta bomboş bir an geldi-ah, bunu ifade etmek ne kadar da zor- kulak verdiğim, kendi içimi dinlediğim bir an. Kendimi suçlamış, kendimi yargılamıştım, şimdi yargıç hükmünü bildirecekti. Içimi dinlemeye devam ettim ama bir şey olmadı, hiçbir şey olmadı. Beni kendime getirmesini, tarifsiz ve dipsiz bir utanca düşürmesini bekledigim kırbaç gibi şaklayan "hırsız" sözcüğü içimde hiçbir şey uyandirmamisti. Sabırla birkaç dakika bekledim, sonra kendime biraz daha yakından baktım -çünkü bu suskunluğun altında bir kıpırtı olduğunu hissediyordum- ve delicesine bir ümitle kendime bu suçlamayı izlemesi gereken, ama bir türlü gelmeyen o yankıyı tiksintiyle, öfkeyle, çaresizlikle atılacak çığlığı bekliyordum. Yine hiçbir şey olmadı.