Vaatkar, demek istiyorum. Bakın Hayri bey ben karar verdim. Beraber çalışacağız bundan sonra. Onun için anlaşmamız lazım. Realist olmak hiç de hakikatı olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar? Kendi başına hiçbir manası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar? İstediğin kadar uzatabileceğin bir eksikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne yapabilirsin? Bir şey değiştirir mi bu? Bilakis yolundan alıkor seni. kötümser olursun apışır kalırsın, ezilirsin. Hakikati olduğu gibi görmek... Yani bozguncu olmak... Evet bozgunculuk denen şey budur, bundan doğar. Siz kelimelerle zehirlenen adamsınız, onun için sizi eskisiniz dedim. Yeni adamım realizmi başkadır. Elinde bulunan bu mal, bu nesne, ile onu bu vasıfları ile ben ne yapabilirim? İşte sorulacak sual. Mesela bu bahiste en büyük hatanız musikiden yani mücerret bir fikirden hareket ederek baldızınız hanımefendiyi mütalaa etmenizdir. Baldızını hanımefendi tarafından işi münakaşa ediniz, mesele ne kadar değişir. Newton başına düşen elmaya elma olmak haysiyeti ile mütalaa etseydi belki çürümüş diye atabilirdi Fakat o böyle yapmadı elmadan nasıl istifade edebilirim diye kendine sordu.
-E, ne var ne yok bakalım, Halit Bey?
Ses diye işte buna derlerdi. Bu Halit Ayarcı'nınkinin de üstünde, daha marifetli, daha kudretli, yüzlerce màna ile zengin bir şeydi. Hem iltifat ediyor, hem geriye alıyor, kucaklıyor, itiyor, üstüne çıkıyor, yan yana, kol kola yürüyordu. Hepsini bir anda, hep beraber ve üç dört kelime ile yapıyordu. O dakika hepimiz anladık ki Halit Ayarcı mükemmel fakat ona iltifat eden daha çok mühimdir ve o çok mühim olduğu için Halit Ayarcı birkaç yüz daha mühimdir. Bu Konuşma değil Arda arası gelmeyen bir çarpı ameliyesiydi
-Uzat doktor kadehini! Siz de beyefendi lütfen...
Bu işleri ne kadar iyi biliyor. Sesi ne rahat emir veriyor. Acaba aktörlüğü var mı? Hayır bu aktörlük değil, başka şey. Hayatı benimsemiş! Hiç mağlup olmamış.
Gözyaşları içinde sönüp gitmiş dahiler, değeri bilinmemiş yürekler, hatırlanmayan Azize Clarisseler, reddedilmiş çocuklar, sürgüne giden masumlar, hayata ıssız çöllerinden giren, her yanda soğuk yüzlerle, suskun yüreklerle, duymayan kulaklarla karşılaşan sizler, asla yakınmayın! Bir yürek sizin için açıldığında, bir kulak sizi dinlediğinde, bir bakış size karşılık verdiğinde mutluluğun sonsuzluğunu ancak siz hissedebilirsiniz.