O bilmezdi ama sevildiğini. Öylesine inanmıştı ki kimsesiz olduğuna, ona yardım için uzatılan elin bile onu iteceğini sanıyordu. Ne büyük bir yalnızlık olmalı kalabalığın içindeki...
Justitia'nın gözleri neden görmez olarak tasvir edilir, biliyor musun? Adalet kördür. Kim iyi kim kötü, kim güçlü kim güçsüz, kim haklı kim haksız görmemelidir. Görürsen acırsın. Taraf tutarsın. Belki kin beslersin. İyiyi ve kötüyü ayırmaya, din, dil, ırk gözetmeye, benim insanım, senin insanın, demeye başlarsın. Belki almaman gereken bir karar alırsın. Sonuçta vicdanlı bir adam olursun ama adil olmazsın.
Her şeye rağmen sönmeyen bir ateş gibi yanması ve dokunduğum an beni de yakması, aşkının yüceliğini hatırlatıyor bana. O ateş yandığı sürece, bize hiçbir şey olmazmış gibi. O her sorunu çözermiş, her tehlikeyi kovalar ve gerekirse imkânsızı bile başarırmış gibi. Fırtınaların koptuğu gecelerde başındaki çatıymış gibi. Binlerce korkuma, tereddütlerime, başarısızlıklarıma, endişe içinde beklediğim gelecek felaketlere karşı, onun tek başına var olması yetiyor bana. Yatıştırıyor bütün ateşli kâbuslarımı ivedilikle.
Ben sandığından da harabeyim. Öyle şeyler görüyor, duyuyorum ki... Öyle hislerle yaşamaya çalışıyor ve başaramıyorum ki... Hepsi içimde topaklanıp büyümüş ve artık kaldıramadığım bir noktada çökmüşüm.
Onu izliyor ama görmüyorum. Denizle olan savaşımı kaybetmişim. Dipsiz bir karanlığa çakılmış, giderek yiten gökteki ışık süzmesini izliyorum. Uzansam tutamam, o bana zaten hiç uzanmaz.