İnsan kendinden gidebilir mi? Aynalardan kaçacak kadar nefret ediyorum yansımamdan. Ama suçlusu aynalar değil. Ömrüm boyunca su birikintilerinden dahi kaçınacakmıyım o halde?
O karanlıkta yalnızım şimdi. Adım atmaya çalıştıkça katran dolu bir bataklığa batıyorum. Çevremdeki her ışığı söndürmüşüm, güneşi doğmaya küstürmüşüm. Şimdi soğuk burası. Çok soğuk. Ya bu karanlığa sonsuza kadar mahkumsam? Ya yarattığım yıkımın altında kalırsam?
Bilgiyi yükselmek için kullanırsan ağacın dallarını takip eder ve Tanrıya erersin. Tanrı, maneviyattır. Erdemdir. Bir inanç figürü değil, bir kurtuluştur. Tanrı, herkese rağmen kendini seçmektir. Bazen, kendine rağmen bile. Tanrı'ya ermek, hak ettiğin kendine ermektir. Yaşamın, ruhunda
yarattığı tahribattan arınmış bir sendir, Tanrı. Kaostan ve kötülükten uzakta, artık insan olduğun için kendini cezalandırmadığın, nüvendir Tanrı.
Bilgiyi, yükselmek için değil de yönetmek için kullananlar, Hayat Ağacı'nın köklerini takip ederek yeraltına ulaşırlar. Yeraltı, maddiyattır. Dünyadır. Güç, Tanrı taklitçiliğini doğurduğunda, yeraltındaki sirke iner kibirli insan. Burada, var olmak için kendine basarak yükselmelidir. Ve her cehennem gibi buranında bir tanrısı olmalı.
Aynadaki yansımamı görünce çocuk gibi ağlamaya başladım. Doğduğum günden bu güne kadar her şey için hıçkıra hıçkıra ağladım. İlk defa kendime kıyamadım. İlk defa bunları haketmediğimi düşündüm. Bu kadar mı kötü bir adamdım da şefkatin zerresini bile hak etmedim?
Yaşanmamış yılların eyvahını bana sor, diyor ya Ferdi Tayfur. Bu hissi bir gün öğrenecek olma ihtimalinden korkuyorum. Koca bir ömür ki faniliğimiz, birbirimiz olmadan nasıl akar geçer?