Anlamak ve anlaşılmak, bence yaşamanın en temel nedeniydi. Birileri bizi anlasın diye doğuyor ve birilerinin bizi anlamasının umuduyla gözlerimi yumuyorduk hayata. Belki de bu yüzden, asla anlaşılmadığını düşünen insanlar hep daha sessiz ve yalnız oluyorlardı. Hayatı seyirci gibi geçiriyorlardı. Çünkü aslında yaşıyor sayılmazlardı.
Sevdiklerini kaybettikten sonra yola devam etmek zorunda olanlar, aslında yaşamazlar. Sadece yaşamın yasını tutarlar.
Yola devam etmen gerektiğini bilirsin çünkü nefes almak basit bir refleksten başka bir şey değildir. Gittiler diye terk edemezsin öylece dünyayı çünkü senin sıran daha gelmemiştir. Ölüler hatırlanmayı pek sevmezler, hemen unutulmak isterler; bu yüzden silinir kokuları hemen, teker teker gider sesleri, üstünden çok geçtikçe de yüzleri... Geriye sadece size bıraktıkları anılar kalır. Ama artık onları düşündükçe gülümseyemezsiniz, geriye yapabileceğiniz tek şey kalır: Yas tutmak.
Ama ölümün yasını değil, yaşamın yasını tutmak.
Çünkü asıl acı verici olan, dünyaya gözlerini kapatmak değil de yola devam etmek zorunda olmaktır aslında...
"Önemli olan şey gecenin sonunda ne olacağı," dedi genç kız sigaradan bir nefes aldığında. "Neye dönüşeceğini bilmeden konuşmak kolaydır. Çünki neyi yapmam diye söz verirsen kendine, bir gece onu yaparken bulacaksın aslında kendini."