Hayatım boyunca kaçtığım her şeyin ortasına düşmek, şimdiye kadar nefes aldığım her saniyeyi boş kılıyordu gözümde. Ne kadar boş hissettirilebilirse yaşanan anılar, benimkilerin hepsi o kadar boş hissettiriyordu işte şimdi...
"Zirveye çıkacak her şey dipten başlar."
Buna o zamanlar bile inandığımı sanmıyorum ama doğrusunu söylemek gerekirse, o zamanlar buna inanmak zorundaydım. Çünkü dibi gördüğümü biliyordum. Aslında, dibin içinde doğduğumu... Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri orada olduğumu biliyordum. Şanssız sayılabilirdim ama tüm ailemin de benimle beraber orada olduğunu hatırlatırsam kendime, en azından yalnız olmadığımı söyleyebiliyordum.
Şimdi hem şanssız hem de yalnızdım.
Ve en dibe dalmama rağmen zirveye çıkabikeceğim falan da yoktu...
Kafamın içinde binlerce tilki vardı, her biri kuyruğunu yakalamama bile fırsat vermeden kayboluyorlardı. Özellikle de kafam böylesine dolu olduğunda... O zaman geceler sabahlara dönüşene kadar düşünüyordum, bu düşüncelerin sonu en sevmediğim dipsiz kuyuya kadar uzanıyordu. O dipsiz kuyuda ise en sonunda, bu dünyadaki amacımı sorguluyordum ve düşünceler asıl bundan sonra acı verici olmaya başlamışdı...
Babasından öğrendiği ilk şey her zaman doğruyu söylemek olan bir kızın, babasından işittiği son kelimelerin sadece bir yalandan ibaret olması dünyanın ikiyüzlülüğüne bir kanıt mıydı? Yoksa dünya olduğu yerde duruyordu, insanoğlu mu etrafında kıvranıyordu?
Bazen yaşamayı çok istersin ama tutunacak bir neden bulamazsın. Bazen ise çoktan ölmüşsündür ama tabutunun üzerine bir gözyüzü çizer ve onu izleyerek hala hayatta olduğunla ilgili hayaller kurarsın...