Ah Raif Efendi.
Eline gerçekten nadir geçen bir şeyi, o duyguyu, resmen kendi kendine harcamışşın.
Sevdiğin kadınla olan kısmı okuyunca insan diyor ki “işte bu, gerçek bir bağ.” Orada bambaşka birisin. Daha canlısın, hissediyorsun, hatta biraz cesaretin bile var. Ama sonra ne oluyor? Sanki o kişi sen değilmişsin gibi geri çekiliyorsun.
Tamam, hayat zor olabilir, insanlar kırılabilir. Ama sen biraz fazla erken pes etmişsin gibi. Bu durum beni aşırı rahatsız etti. Çünkü aslında yapabileceklerin varmış ama sen denememeyi seçmişsin.
Keşke biraz daha direnseydin, biraz daha sahip çıksaydın duygularına, her şey farklı olabilirdi belki.
Belki de hikâyenin en can sıkıcı tarafı bu: Kaybetmen değil, baştan kabullenmiş olman.
Yine de seni tamamen haksız bulamıyorum. Çünkü senin derdin biraz da içinden çıkamamak. Her şeyi içinde yaşayıp dışarı verememek. Bu yüzden hem anlıyorum seni hem de sinir oluyorum.
Ah Raif Efendi, biraz daha çabalasaymışsın keşke.
Ebu'l A'la Mevdudi’nin Kur’an’a Göre Dört Terim kitabı bana göre kısa ama etkisi büyük bir eser. Kur'an-ı Kerim’de sık geçen “ilah, rab, ibadet ve din” kavramlarını sadece sözlük anlamlarıyla değil, hayatın tamamını kapsayan bir sistem içinde açıklıyor.
Mevdudi, bu dört terimin zamanla daraltıldığını ve asli anlamlarının unutulduğunu söylüyor. Mevdudi'ye göre “ilah” sadece tapınılan varlık değil, hayatın her alanında otorite sahibi olandır. “Din” ise sadece ritüeller değil, tüm yaşam düzenidir.
Genel olarak benim için bu kitap, dini kavramları yeniden düşünmeye zorlayan, zihni açan ama aynı zamanda tek bir bakış açısına fazla yaslanan bir çalışma. Yani hem faydalı hem de dikkatli okunması gereken bir eser.
Bütün Aşklar Tatlı Başlar, ilişkilerin neden iyi başlayıp zamanla sorunlu hale geldiğini ele alan akıcı bir kişisel gelişim kitabı. Kitabın temel düşüncesi, insanların partner seçimlerini çoğu zaman bilinçli değil, geçmiş deneyimlerine ve alışkanlıklarına göre yaptığıdır.
Kitap, aşkın neden başta masal gibi başlayıp sonra “biz nerede yanlış yaptık?” noktasına geldiğini, daha çok bizim seçimlerimiz üzerinden anlatıyor. Biz aslında yanlış insanlara “yanlışlıkla” değil, gayet alışkanlıkla gidiyoruz. Yani olay biraz kaderden çok, bizim “klasik tercihler listemiz.” Bu da ister istemez insanı kendi geçmişine bakmaya zorluyor (hafif bir “eyvah ben ne yapmışım” hissiyle birlikte).
Bir de kitap, sorunları daha çok “sen ne yaptın?” üzerinden anlatıyor. Yani okurken bir noktada kendini savunurken bulabilirsin: “Ama o da öyleydi şimdi…”
Genel olarak kitap, insana şunu fark ettiriyor: Belki de sorun hep karşı tarafta değildir…
Serhat Yabancı’nın Zihin Tuzakları kitabını okurken kendimden çok şey buldum. Dili çok sade, okuması kolay. Sanki biri bana kendi hayatımı anlatıyormuş gibi hissettirdi.
En çok şunu fark ettim: Ben aslında birçok şeyi kafamda büyütüyormuşum. Sürekli düşünmek, geçmişe takılmak, insanların ne dediğini fazla önemsemek… Hepsi bende varmış.
Kitap bana büyük şeyler öğretmedi belki ama küçük küçük farkındalıklar kazandırdı. Okurken birkaç yerde durup gerçekten düşündüm.
Bazen tekrar ettiğini hissettim ama rahatsız etmedi. Aksine, daha iyi anlamamı sağladı.
Kısacası, bana iyi gelen, sade ve samimi bir kitaptı.
Eseri okurken kendime söylediğim cümle şu oldu: "İnsan önce kendini düzeltmeli."
Gazali, insanın en büyük sorununun kendi içindeki kötü duygular olduğunu söylüyor. Kibir, öfke, kıskançlık gibi şeylerin insanı içten içe yıprattığını anlatıyor. Çözüm olarak da kişinin kendini sorgulamasını, hatalarını fark etmesini ve iyi huylar kazanmaya çalışmasını öneriyor.
Bence kitap, insana sakin bir şekilde “Kendine bak” diyor. Başkalarını eleştirmek yerine insanın kendi eksiklerini görmesi gerektiğini hatırlatıyor. Anlatımı biraz öğüt verici ama mesajı net ve anlaşılır.
Kısaca, bu eser insanın içini temizlemeye çalışmasını anlatan, düşündürücü ve yol gösterici bir kitap.