Uzun, gösterişli bir caddenin geniş kaldırımında kâh hızlanarak kâh yavaşlayarak, etrafa değil içine baka baka yürüyordun. Denizden gelen sert bir rüzgâr, arkandan yetişip boynuna dolandı. Üşümedin. Ne kadar zamandır yürüyordun, yorgun muydun, gideceğin yere ne kadar kalmıştı, gideceğin bir yer var mıydı, bir yere yetişmek zorunda mıydın? Sorular hükmünü yitirmişti, mutluydun ve mutluluk, kalbi göğsünden çıkacakmışçasına hızla çarpan ürkek bir kuş gibi omuzuna ilişivermişti. Kısacık bir an belki...