O toprağı tanıyor, toprak da onu tanıyordu. Birlikte iyi anlaşacaklardı. Toprak, yaklaşık altmış yıl önce kendisine ilk kazma darbesini indirdiğinde ona bu randevuyu vermişti.
Şefkat artık sona ermeli, toprak onu alıp bağrına basmalıydı. Ne güzel bir dinlenme olacaktı! Sadece otları eğen kuş ayaklarının hafif seslerini duyacaktı. Kimse başının üstünde yürümeyecek; sonsuza dek, rahatsız edilmeden yuvasında yatacaktı.
Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bu dünya, sadece parlayanları değil; kendini parlatmaktan utanmayanları hatırlar.
Çünkü asıl tevazu, ışığını saklamak değil;
ışığına sahip çıkarken kimseyi kör etmemeyi bilmektir. Ve asıl gösteriş, sessizce parlayanların değil; başkasının gölgesinde büyümeye çalışanlarındır.
Kendini daraltma ki,
içindeki evren genişleyebilsin.
Saklama sesini, çünkü belki birinin tam da duymaya ihtiyacı olan tını sendedir.
Bak, güneş her sabah doğuyor.
Kimseye sormadan, izin almadan...
Sadece doğuyor.
Ve biz her sabah onunla umutlanıyoruz.
Sen de doğ.