Elli yıla yakın sert bir yaşayıştan, görülmedik çilelerden sonra; sevdiği, Tanrılar kadar güzel Ay Hanım'ın ancak ölüsüne kavuşan Urungu; kahraman ve ölümsüz Kürşad'ın oğlu, kucağında sevgilisi olduğu halde batıya doğru mesafeleri aşıyordu
(Urungu, Ay Hanım'ı sevdiği halde onunla evlenmedi çünkü kendisini karabudu(halk) olmamasına rağmen öyle söylemişti bunun sebebide anasına verdiği sözden dolayıydı kendisinin Tegin(soylu) olduğunu söylemedi)
(Ay Hanım Kağan'ın kızı olduğu için karabudundan biriyle evlenemez)
Bilge Tonyukuk geceleyin Çin duvarı üstündeki bir kulede biraz uyuyup tan atarken kalktıktan sonra kağandan gelen ulağa cevaplarını vermiş ve çerisini gözden geçirmek üzere duvardan aşağı inmeye davranmıştı ki bir dönemeçte birdenbire durdu. Yıkık bir mazgalın dibinde, bir merdivenin ilk basamağına yakın bir yerde Yüzbaşı Karabuka yatiyordu. Yaninda, taşın çukurlaştiğı yerde biriken kanı pıhtılaşmış ve bir eli kan birikintisi içinde kalmıştı. Geceleyin Çin ölülerini toplayan Gök Türkler bu loş yerdeki yüzbaşıyı görememislerdi. Karabuka ölmüş, ölmeden önce parmağını kanına batirarak( bacağına Çinliler tarafından ok yemiş ve bu oku savaşta kullanmıştı) duvarın temiz ve ak yerine şunları yazmıştı
"Buyruğu yerine getirdim. Ötüken'e selâm..."
Urungu'nun elindeki bıçak için de bir şey ögrenebildin mi?
Öğrendim. Bu bıçak Gök Türklerin ilk kağanı Bumun Kağan'dan kalma tılsımlı bir bıçakmış. Bir yüzünde Bumun Kağan'ın damgası, öbür yüzünde adı yazılı imiş . Fakat bu yazı ile damga ancak güneşin doğduğu ve battığı sırada görülürmüş. Bir de Gök Türklerin şanı ne kadar artarsa bıçaktaki yazı o kadar iyi görünürmüş.
(Urungu , Kürşad'ın oğlu )
Ey Atinalılar! Beni suçlayanların iddialarından nasıl etkilendiğinizi bilmiyorum fakat öyle ikna edici konuştular ki, ben bile kim olduğumu unutuyordum neredeyse.
Sokrates