Urungu bir defa daha Ay Hanım'ın yüzüne baktı ve bu sefer gözleri orada takılı kaldı. Bu ilâhi yüze bakan gözler yaşlıydı. Yaşlı gözlerini göğe kaldırarak Tanrı ile konuşuyormuş gibi:
- Bozkurtlar dirilirken Ay Hanım da yaşasaydı ne olurdu! diye fisildadi.
Sonra görülmedik bir şeye takilan gözlerin manalı ışıltısı ile ileriye bakarak atını mahmuzladı at son bir atlayışla fırlarken Ay Hanım'ı deminkilerden daha sıkı kendine doğru çekti. Dudaklarını hiçbir zaman görmediği hiçbir çağın göremeyeceği o ilahi yüze değdirerek öptü ve hala sıcak olan o mehtap kadar, güneş kadar güzel olan yüzden ayıramadan, biran içinde bütün mazisini yıldırım hızıyla hatırlayıp "Hoşça kal Ötuken!" diye düşündükten sonra kendisini boşluğa bıraktı. Arkasından gelen beş atlı aşağıya düşen atın çıkardığı sesle birlikte oldukları yerde durdular. O sırada Taçam'ın dudaklarından bir ağıt gibi:
- Ölüm uçurumu! kelimeleri döküldü.
Urungu, bağrında sevgilisi olduğu halde kendisini Ölüm Uçurumu'na firlatmis, hayatta kavuşamadığı Ay Hanım'a zamanı ve meseleleri aşarak ölumde, bir daha ayrılmamak üzere, kavuşmuştu.
.
.
.
Binbaşı Pars onların ölümlerine yüreği dayanamamıştı. Benzinin sarardigi mehtabın altında bile belliydi.
.
.
.
Yüzbaşı Ezgene : " Kutlu ölülerimizi selamlayın! dedi.
Uçuruma döndüler şimdi oradan hafif bir ses geliyordu:
Ay'ın bahtı karanlık
Urungu'nun karadır
.
.
.
Dört Gök Türk'ün de gözleri yaşlıydı...