Koca dünya bütünüyle Osmanlı'ya saldırıyordu şimdi. Defalarca haçlı ordularına karşı İslam'ı savunan ordu yine ve yalnız İslam'ı savunuyordu. Allah'tan başka dayanağı ve sığınağı yoktu.
Sorular yağmur gibi yağıyordu. Bizler kimiz, neyiz, ne yapıyoruz? İnsanları aldatarak, onların saf ve temiz taraflarını kapatıp kirleterek ve katiyyen ihtiyaç duymadıkları şeyleri ihtiyaçmış gibi göstererek, yetmeyen paralarını, ve mal varlıklarını, giderek haysiyet ve umutlarını çalarak biriktirdiğimiz bu kirli para. İnsanları birbirine yaklaştıran ve yardımlaşmalarını sağlayan bir alışveriş değil bizimkisi. Onları her geçen gün daha bir ezerek, daha bir küçülterek insanlıktan çıkarmak, eşyaya, mahiyeti küçük eşyalara zebun kılmak. Başka bir seçenek kalmıyor; ya esir olacaksın ya zorba...
Demir bir leblebiydi Sultan Abdülhamid. Yutulmuyordu. Ve bu milleti yeniden diriltme hayalleriyle tutuşuyor, ecdadının yadigârı bir davayı bir an olsun zihninden çıkarmıyordu.