Neden öldürdünüz kardeşimi? Yüzünüz olsaydı, basardım tokadı, ama sizinki yüz değil, yırtıcı hayvan suratı. İnsan rolü yapıyorsunuz, ama eldivenin altında pençeleri görüyorum, şapkanın altında da hayvanın yassı kafatasını; makul konuşmalarınızın ardında paslı zincirleri ni şakırdatan gizli deliliği işitiyorum. Ey yarım akıllı mutsuz hayvanlar, acımın, kederimin, onuru lekelenmiş düşüncele rimin tüm gücüyle lanetliyorum sizi!
Kitapları, çiçekleri ve müziği seviyordu, kaba olan her şeyden korkuyor ve şiir yazıyordu, kardeşim eleştirmen kimliğiyle çok iyi şiirler olduğunu temin ediyordu. Bildiğim ve hatırladığım hiçbir şeyle şu bağıran leş kargalarının, kanlı kıyımın ve ölümün bağını ku ramıyordum .
. .. Leş kargaları bağırıyor ...
Bana her şeyi anlattıkları zaman yanına gidip elini öptüm, bundan sonra birine vurmak için bir daha asla kalkmayacak soluk ve cılız elini; kimseyi şaşırtmadı bu
- Kızıl kahkaha bu. Dünya çıldırdığında işte böyle gülmeye başlar. Dünyanın çıldırdığını biliyorsun değil mi? Ne çiçekler var üstünde, ne de şarkılar; derisi yüzülmüş bir baş gibi yuvarlak, pürüzsüz ve kızıl artık. Görüyor musun onu?
- Evet, görüyorum. Gülüyor.
Tortop büzülmüş yatıyorum, tüm bedenim hepi topu iki arşınlık alan kaplarken düşüncem dünyayı kucaklıyor. Tüm insanların gözleriyle görüyor, kulaklarıyla duyuyorum; ölenlerle ölüyorum; yaralananlar ve unutulanlarla kederlenip ağlıyorum ve bir bedenden kan fışkırdığında yaraların acısını hissediyor, ıstırap çekiyorum.