Tımarhaneyi vatanımız, delirmeyen herkesi de düşmanımız ve deli ilan ediyorum ve tüm azametim, yenilmezliğim ve neşemle tek hükümdarı ve tek efendisi sıfatıyla dünyaya hükmettiğimde öyle şen şakrak bir kahkaha dolduracak ki evreni!
Ağlamaya başladım:
- Tanrım, ayaklarım yok. Öyle severdim ki bisiklete binmeyi, yürümeyi ve koşmayı, ama şimdi ayaklarım yok .
Sağ ayağımla oğlumu sallardım, o da gülerdi, ama şimdi ...
Kahrolun hepiniz! Ne diye gideceğim eve artık? Sadece otuz yaşındayım ... Kahrolun hepiniz!
İnlemeyi kesti, sırayla her birimizin ve fenerlerimizin üzerinde gezdiriyordu gözlerini yalnızca ve insanlarla ateşi görmenin çılgın sevinci ve tüm bunların az sonra bir hayal gibi kaybolacağına dair çılgın korku yan yanaydı bakışlarında. Kim bilir kaçıncı kez fenerleriyle üzerine eğilen insanları gördüğünü sanmış ve bu insanlar kaçıncı kez kaybolmuştu kanlı ve bulanık bir kabusun içinde.
Şarapnellerinizle beynimi parçalıyorsunuz, beynimi! Nereye ateş etseniz, mermilerin hepsi beynimi buluyor. Ev diyorsunuz. Ne evi? Sokak, pencereler, insanlar, oysa ben artık sokağa bile çıkamam utancımdan. Semaver getirmişsiniz, bense bakmaya utanıyorum semavere.