Beni, Rus edebiyatının pek bilinmeyen bir yazarı olan Gonçarov ile tanıştıran Oblomov'a mı yoksa Oblomov ile tanıştıran Gonçarov'a mı teşekkür etmem lazım karar veremedim.
Kitabın sayfa sayısı sizi asla korkutmasın zira diyaloglardan oluşan kitaba yazarın akıcı anlatışı da eklenince kitap kendiliğinden gidiyor. Tabi bunun yanında kahramanımız Oblomov'un ilerleyen sayfalarda Oblomovluğu bırakıp bırakmayacağını merak ediş de kitabın kendini okutmasını sağlıyor.
Rus edebiyatı eserlerini normalde de pek severim ama Gonçarov'un dilini, üslubunu olaylara realist yaklaşımını takdir ettim.
Oblomov, insanların durağanlıklarını, eylemsizliklerini "oblomovluk" adının arkasına sığınarak onu adeta bir savunma mekanizması olarak kullandıklarının en güzel örneğidir.
Kahramanımız Oblomov da hayat akıp giderken hayata pencereden bakmak istemeyecek kadar kendini dünyadan soyutlamış, kabuğundan çıkmayan ve ilginçtir bundan da şikayetçi olmayan bir karakter.
O kadar halinden memnun ki sayfa 200 küsürlere kadar bile yatağından çıkmamış biri.
Yeri geldi bu hali beni çok sinir etti.
Gonçarov bu kitabında Oblomov ile Ştoltz'u iki tipi temsil edecek şekilde bizlere sunmuş.
Oblomov ne kadar eylemsiz ise Ştoltz tam tersi bir hareketliliğe sahip. Oblomov, toplumun belki de dışardan bakılınca asla anlaşamacağı bir tip ise Ştoltz aksine toplum içinde değer görülen itibar sahibi bir birey. Hatta kitap boyunca geçen diyaloglarda Ştoltz'un bu konumda oluşunu Oblomov'a ettiği önderlikten çıkarabiliyoruz.
Kitabı okurken Oblomov'un her şeye karşı olan eylemsizliği beni çok sinir etti. Her şeyi yarına ertelemesi ve yarınlarda da bunları yapmaması kafa yedirtti diyebilirim. Belki de Oblomov ile karakterlerimizin zıt oluşundan kaynaklanmıştır bu. Ben kendimi daha çok Ştoltz olarak