Sarkıkkulak bir kez daha oku çıkarmaya çalıştı ama kızgınlıkla onu durdurdum. Bu sefer eğilip dişleriyle okun sapını kemirmeye başladı. Bunu yaparken yaranın içinde oynamasın diye iki eliyle de oku sıkı sıkı tutuyordu. Bense ona yapışmıştım. Bu sahne üzerine sık sık düşünürüm. Türümüzün çocukluk aşamasının yarı büyümüş yavruları
olan bizlerden birisi korkusuna egemen oluyor, kaçıp kendini kurtarma dürtüsünü bastırarak yardım etmek için ötekinin yanında kalıyor. Böylece ileride bu tavrın benzerini
gösterecek kimler varsa, gözlerimin önüne geliyor, Daman ile Pythias'ı, arama kurtarma ekiplerini, Kızılhaç hemşirelerini, ümitsiz mücadelelerin liderlerini ve şehitlerini, Peder Damien'ı, sonra bizzat İsa'yı düşünüyor; sergiledikleri büyük kuvvetin izi sürüldüğünde, Sarkıkkulak ve Kocadiş gibi karanlıkta kalmış Genç Dünya sakinlerine kadar geriye götürülebilecek bütün yüce kişilikli insanları görüyorum.
Sarkıkkulak apaçık dehşet içindeydi ve korkusuna rağmen yanımda kalmasını, insanları hayvanların en güçlüsü haline getiren yoldaşlık ruhunun ve diğerkâmlığın habercisi olarak değerlendiriyorum.
... siz ve ben uyurken veya uyku
bastırıp içimiz geçtiğinde, boşlukta düşüyor ve tam yere çarpmak üzereyken sıkıntı içinde uyanıyorsak, ağaçlarda yaşayan atalarımızın başına gelenleri ve beyin hücrelerinde
meydana gelen değişikliklerle insan ırkının kalıtsal mirasına kazınmış şeyleri hatırlamaktan başka bir şey yapmıyoruz demektir.