İman, üçyüz yıldan beri kuvvetini kaybetmişti. Din, cemiyet için kuvvet kaynağı olmaktan çıkmış, yerine hurafelerden ibaret bir iskelet bırakmıştı. Yeni nesil bu iskeletten hayat anlamazdı. Ve böyle olduğu için, sade kendi zaferine inandıran kuvvetin arkasından koştu.
Milletimizin üç asırdan beri geçirmekte olduğu buhranların sebebi ve kaynağı, kültür ve maarif sahasında aranmalıdır. Alimin atının ayağından sıçrayan çamurdan bile kendisine şeref payı çıkaran hükümdarın mesud asrı nihayet bulunduktan sonra, devletimizin yapısında sarsıntılar başladı.
Günümüz yöneticilerinin yapageldikleri şeye son verilmelidir. Bu yöneticilerin bazıları İslam'ı kendi siyasi emelleri için kullanırken bazıları da İslami olan her şeye karşı açık bir savaş yürütür. İslam'ın kendi siyasetini tanımlaması gerekiyor. Kendi savaşçılarını toplayıp sağlam saflar oluşturmalıdır. Fikren İslam'a sadık yeni güçler bulunması gereklidir...
Siyasetleri Arap, Türk, Fars, ya da Endonezyalı siyaseti değil sadece İslam siyaseti olmalıdır.
Kur'an'ın okunmadığı , bunun yerine Kur'an tilaveti yapıldığına dikkatinizi çekerim. Tilavet sırasında ne Araplar ne de Arap olmayanlar artık Kur'an'ın anlamına varabiliyor. Hiç kimse , okunan ya da terennum edilen Kur'ani metinlerin mukayese edilemez melodilerinde Kur'an'ın bazen hafifçe uyarıp davet eden bazen ise tehdit edip gürleyen fakat her zaman insanın tüm hayatında değişiklik talep eden otoriter ve katı emeceğinin farkına varmıyor.