Yeryüzündeki her şey kendi doğasının yasasına göre yaşar ve yasaları, özgürlüğün ihtişamını ve sevincini sağlar. Oysa insanlara gelince onlar bu nimetten mahrumdurlar. Çünkü ilahi ruhlar için sınırlı kanunlar koymuşlardır. Bedenleri ve ruhları için katı kanunlar çıkarmışlardır. Eğilimleri, duyguları için korkunç ve dar zindanlar inşa etmişlerdir. Kalpleri ve zihinleri için karanlık, derin mezarlar kazmışlardır. Öyleyse içlerinden biri kalkıp toplumsal yasalara karşı çıksa hemen onun isyankâr, aşağılık, ölümü hak eden bir pislik olduğunu söylerler. Ancak bir insan ömrünün sonuna ya da zaman onu özgürleştirinceye kadar kendi koyduğu kanunların kölesi olarak mı yaşayacak? İnsan dünyada başı eğik, geçmişe bakarak yaşamaya devam mı edecek? Yoksa gözlerini güneş çevirip mezarlar arasında duran bedeninin gölgesine bakmaktan vaz mı geçecek?
… O şiir var ya, Ahmet Muhip Dıranas’ın …
“ Hatırada kalan şeyler değişmez zamanla,” diyordu… Haklıymış. Hatırada kalan değişmiyor, yaşayan yaş alıyormuş, o kadar