Bazen en çok başımızı soktuğumuz çatılar acı veriyor, çevremizdekiler yalnız bırakıyor. Çok şey kaybettiğini sanıp beyhude kederlenme. Bizim riyakâr kalabalığımızın sesi, ancak senin gibi uzaktakilere hoş geliyor.
Hani bazı insanlar ömür boyu tek bir andan ibaret kalır ya içimizde. O an hissedilen sevgi, şefkat, merhamet, korku, nefret, acıma ya da her neyse işte, hani o hâkim olur ya kurulacak münasebetin bütününe…
Hayatın hakikatinden sıkılmış, marazlarını bahane edip mesuliyetlerinden sıyrılmış bir meczup gibi, vaktimin çoğunu kitaplara ve hayal kurmaya ayırıyordum. Böylece sadece anlamak istediğim insanları anlıyordum. İstemediğim kimseye hak vermem gerekmiyordu.

Harp ne garip şey, değil mi? Bir bir değil, ağa takılmış balıklar gibi toplu halde… Şairleri bile öldürüyorlar. Ve hatta çocukları bile. İncecik ayak bilekleriyle… Ve biz ölümlerden ölüm beğenir gibi saf tutabiliyoruz yine de. İnsan dediğin çöplük, bütün kuyulardan daha karanlık değil değilse ne?