Kendi hâlinde akıp giden bir kitap.
Şu yoğunluk azalsa da kitaba dönsem diye bekleyecek kadar, gece okumaya çalışırken sızıp kalacak kadar sevdim üstelik.
Ama neden sevdim bilmiyorum, zaten sevmenin sebepsiz olanlarını tercih edenlerdenim. Seversin işte, mantıklı cümle kurma gereği duymadan, sevmek aklın değil kalbin işi diyerek.
Yormayan, insanın içine işleyen bir kitap. Bir solgun adamın (Mehmet) duvarla konuşmasına, usul adımlarına, alıp başını gitmelerine, uzun yollarına, otellerin küflü duvarlarını seyrine, kuru ekmeğe koyduğu tere-rokaya, saflığına, boşvermişlikle umut arasında yaşadığı gelgitlere, zihnindeki karmaşaya istemsiz eşlik ettiren bir üslupla kaleme alınmış.
Genelde bir kitabı bitirince ne kattı bana diye iç dünyamda kritik yaparım ama bu kitapta hiç gerek hissetmedim, okumanın keyfi yetti.