“Bu fotoğraf benim kanıtım. Böyle bir öğleden sonra yaşanmıştı; hâlâ iyiydi her şey aramızda ve o bana sarılmıştı ve biz çok mutluyduk. Bu oldu gerçekten, o beni sevdi. Bakın, kendiniz görün.”
Duane Michals – 1974
Tam burada başlamalıyız yeniden öğrenmeye. İnsanlığın bugüne dek önemle düşünüp durduğu şeyler gerçek bile değildir, sadece sıradan bir kuruntudur; daha sert deyimiyle, o sapına dek zararlı, hasta yaratıkların bozulmuş iç güdülerinden doğan yalanlardır; o kavramların topu, "tanrı", "ruh", "erdem", "günah", "öte dünya", "doğru",... Ama insanoğlunun büyüklüğünü, "tanrısallığını" hep bunlarda aradılar... " Küçük şeyleri", yani yaşamın temel konularını küçümsemeyi öğretmekle, en zararlı insanları büyük iman saymakla yurt yönetiminin, toplum düzeninin, eğitiminin tüm sorunlarını ta köklerine dek bozdular...Bugüne dek en birinci insanlar diye saygı görenleri kendimle karşılaştırdığımda, aramızda elle tutulur bir fark göremiyorum. Bu sözde "birincileri" insandan bile saymıyorum. Onlar bana göre insanlığın döküntüleridir. Hastalığın, önce susamış iç güdülerin zoraki doğurtmalarıdır; yıkım getiren, aslında iflah olmaz canavarlardır hepsi; yaşamdan öç alırlar...Tüm bunların karşıtı olmak istiyorum ben..
Çabalamış olduğumu hiç anımsamıyorum, yaşamımda bir tek boğuşma izi yoktur; yiğitçe bir yaradılışın tam karşıtıyım ben. Bir şey "istemek", ya da bir şeye "göz dikip uğraşmak", bir " amacın", bir "dileğin" peşinden koşmak. Bunların hiçbirisi benim başımdan geçmiş şeyler değil. Şuanda bile geleceğime dalgasız bir denize bakar gibi bakıyorum: Bir tek istek kırıştırmıyor onu. Bir şeyin olduğundan başka türlü...
Hiç kimseyi okurken Shakespeare'de yaşadığım gibi yüreğim parçalanmaz. Soytarılığı böyle gerekli bulmak, önemsemek için nasıl acı çekmiş olmalıdır insan! Hamlet'i anlıyor musunuz? Şüphe değil, kesinliktir insanı deli eden..