İsimsiz bir aşığın ağzından, sevdiği kadın Setsuko'nun hayatının amansız bir hastalık yüzünden yitip gitmesini ve bu durumun anlatıcıda yarattığı hisleri aktarmayı amaçladığını düşündüğün yazar bu konuda çok da iyi bir iş çıkarmamış bence. Erkek anlatıcı, Setsuko'nun tüberkülozu yüzünden senatoryuma yerleşmek zorunda kaldıklarından itibaren Setsuko'nun mahzun kabullenişi ve anlatıcıya duyduğu derin bağlılığı anlatmak istese de hem kendi duyguları hem de Setsuko'nun duyguları yarım kalmış gibi bir his veriyor. Sevdiğinin ölümünü izlemek, gözünün önünde yavaş yavaş yitip gitmesi gerçekten de bu denli sığ anlatılabilecek bir durum mu? Duygusal olarak etkilenmediğim için başarılı bulmadım. Ayrıca Japon edebiyatı olmasından dolayı diye düşünüyorum, yine bir 'makul' kadın ve bu kadın için fedakarlık yapıp bütün hayatını ona adayan bir erkek tiplemesi var. Gül gibi kızımız solup giderken çok sevdiği nişanlısıyla sadece gözleriyle iletişim kuruyor ve bir şey söylemek istediğinde erkek tarafından tatlılıkla ya da bazen sitemle susturuluyor.
Setsuko'nun ölümünden, nasıl öldüğünden, ne zaman öldüğünden açıkça bahsedilmezken birden bire anlatıcıyı hayali olan dağ evine taşınıp orada yaşarken ve bu süreçte nişanlısını hala yaşıyormuş gibi bazen başucunda durur ve yanında olurken görüyoruz. Yine çok daha derinleştirilebilecek fakat üstünkörü bırakılmış bir nokta bence. Genel olarak yazım dili yeterince akıcı ve okuması kolay olsa da Miyazaki'nin uyarlama animasyonunu tercih ederim her şekilde.