Gerçekten de felaketler ortak bir şeydir, ancak başınıza geldiğinde inanmakta güçlük çekilir. Dünyada savaşlar kadar vebalar da meydana gelmiştir. Vebalar da, savaşlar da insanı hazırlıksız yakalar.
Elbet sabah da olur, zamanı gelince, elbet, yalnız kentlerin, denizlerin, düzlüklerin üstünde doğacak değil ya güneş, elbet burda da, olduğumuz yerde de, karların, karlı kayaların üstünde, ağaçsız çıplak dağlarda da doğar güneş, tüm güzelliğiyle, tüm korkunçluğuyla.
Yattığın yerden kalkıp eline kalemini alıp yaşamadan ölenleri yaz.
Hadi, madem uyku tutmuyor, yak gaz lambanı, bu kez var gazı, sana geceler boyu yetecek kadar var gazı.
Hadi, çak kibritini, yazmak için
titrek ışığında lambanın
yazmak için
yaşamadan ölenleri
ölmekte olanları,
Hadi kalk
Hadi yaz
sana.
Belki daha önceleri birkaç kez battım da (her korku bir batma değil midir?) bunu, ancak burda ansıdım ve böylece yendim korkuyu.
Yoksa, burda beni çevreleyen insanlar mı yendi bendeki korkuyu, umutsuzluğu?
Bilmiyorum. (Gerçekte, o ya da bu, onlar ya da ben, pek önemi yok. Olmaması gerek.)