Bu hikaye, yurdumuzda basın ve söz hürriyetinin yalnız kağıt üstünde yazılı bir süs olarak bırakıldığı, aydınların konuşamaz duruma getirildiği günlerde, halkı bu duruma düşüren ve gerçekleri ancak kendi başları belaya girince söylemeye çalışıp da, artık söyleme olanağı da bulamayan kara aydınları yermek için yazılmış ve yine o günlerde yayımlanmıştır.
Hayatın daha incelikli, romantik yaşandığı, aşkların ölümüne olmasının istendiği zamanlardı, şiirin yerini hiçbir şey tutmuyordu, gazeteler çarşaf çarşaf sayfalarla okuyucularını şiire doyuruyorlardı. Aziz Nesin’in bir vakitler dediği gibi “her üç kişiden beşi şair”di. Hemen her âşık şiir yazar, bunu yayımlatacak bir yer bulamazsa, dörtlüğünü sevgilisine yazdığı mektuba kondururdu. Bazı klişeler çok yaygındı. Özellikle akrostiş bir şair ustalığı sanılıyordu.