Sanat bütün teferrüatiyle hayatı ihtiva etmeli, insanda yaşamak, insan gibi yaşamak, daha iyiye, daha yükseğe, daha temize doğru koşarak yaşamak arzusunu, hattâ ihtiyacını uyandırmalıdır.
Hulâsa sanat gaye değil, vasıtadır. Gaye hayattır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bence hayattaki her şey gibi, edebiyat da bir hizmet ve bir mücadeledir. Ve yukarıda söylediğim şeye, daha doğruya, daha iyiye, daha güzele götüren bir mücadele ve hiçbir zaman yüksek ruhlu bay üdebanın (edebiyatçıların) gönül eğlencesi değil!
Denizi Yitiren Denizci
Kitabın sonu, özellikle son sayfası kitabın isminin hakkını verdiğini düşünüyorum. Ryuji'nin denizi yitirmesiyle (başta fark etmediği) aslında hayatını da yitirmiş olması, bilmeden ölüme giderken bunu hissetmesi, roman da biraz garip bir etki bırakıyor. Ama romanda asıl garip olan 13 yaşındaki çocukların düşünceleri ve soğukkanlılıkları. Önemli olansa kitabın yazarın çocuklukta yaşadığı bazı durumların yansıması olması. Yukio Mişima 12 yaşına kadar babaannesi ile yaşıyor ve 12 yaşında annesinin yanına dönüyor. Romanda geçen çocuk karekter Noboru ise yaptığı, düşündüğü, bir çok yanlış davranışları 13 yaşındayken yapmış olması yazarın hayatıyla ilgili benzerlikleri ortaya koyuyor. Kitap oldukça akıcı ilerliyor. Ben de aşırı bir sarsıcı etki yaratmadı. Ama romanın biraz daha uzun olmasını isterdim. Olaylar daha detaylı anlatılabilirdi.