Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Zamanla siyasi nitelik kazanan, sonra da kültlerini sürdüren siyaset ile birlikte çöken bu dinlerin tek bir istisnası vardır. Antik çağlarda tek bir din siyasi ve coğrafî üssü yok edildikten sonra ayakta kalabilmiş, ikisi de olmadan köklü bir kendini değiştirme süreciyle yaşamayı sürdürmüştür. Önce İsrailoğulları, ardından da Yahuda halkının Musevi oluşları bu şekilde olmuştur.
“Anatolia” adı, İtalyanca "Levant”, Latince “Orient” sözcükleriyle aynı anlamdaki (güneşin doğması) Yunanca bir sözcükten gelmektedir. Bu adlar, tanıdıkları dünyanın sınırları doğu Akdeniz toprakları olan halkların görüşlerini taşımaktadır. Daha sonraları çok uzaklarda, çok daha büyük bir Asya olduğunu öğrenen Akdeniz halkları, kendi Asya’larına “Küçük Asya” adını vermişlerdir. Yüzlerce yıl sonra da “Doğu” “Yakın” ve Batı ufuklarından çok daha uzakta bir Doğu ile tanışıldığında “Orta” Doğu doğmuştur.
Batı kültürünü yıkıcı ve tecavüz edici bir güç olarak görüp ondan nefret eden ve korkanlar ile onu, kültürler ve uygarlıklar arasındaki sürekli ve verimli alışveriş için yeni bir olanak olarak görenler arasındaki savaş bugün de sürmektedir. Ortadoğu’daki bu durumun nasıl sonlanacağı belirsizliğini hâlâ korumaktadır.