Herhangi birşey konusunda "Onu kaybettim" deme! "Onu iade ettim" de.
Çocuğun mu öldü? Onu geri verdin.
Karın mı öldü? Onu da geri verdin.
Tarlanı mı elinden aldılar? İşte yine bir iade. "Fakat onu elimden alan kötü bir adamdı" deme. Onu sana veren elin, falanın ya da filânın aracılığıyla onu geri almasının ne önemi var?
Onu sende bıraktığı müddetçe, sana ait değilmiş gibi istifade et ondan; tıpkı yolcuların hanlardan yararlanışı gibi.
Bir hafta içinde iki cenazeye katıldım.
Birisi 47 yaşında bir abi diğeri 20 yaşında genç bir kardeşti.
İkisinin evinde de aynı gerçek :Ölüm!
Konuşulanlarsa bambaşka. Bir yanda yaşanmışlıklar bir yanda yaşanamayacaklar.
Gerçek felâket, ölümün bir felâket ve şer olduğu yolundaki kanaattir.
İşte bu nedenle üzüntülü, yeisli, bedbaht olduğumuz demlerde kendimizden gayrısını, yani fikir ve kanaatlerimizden başka birşeyi itham etmemeliyiz.
İnsanları üzen eşya ve hadiseler değildir, onlar hakkında sahip oldukları düşüncelerdir. Meselâ ölüm bir felâket değildir. Eğer böyle olsaydı Sokrates'e de böyle görünürdü.