youtube.com/watch?v=xqds0B_...
Kitap uzunca bir süredir okunacaklar listemdeydi ve dizilerde, filmlerde sürekli göndermelerle karşıma çıkıyordu. Klasikleşmiş eserlerin birçoğunda görülebileceği gibi yıllar geçse de eskimeyen ve geçerliliğini yitirmeyen bir konuya/içeriğe sahip. İlk baskıdan bu yana bir asırdan fazla geçmiş dile kolay.
Robert Louis Stevenson tarafından kaleme alınan kitap ilk olarak 1886 yılında yayınlanmış. Türkçe'ye ise 1942 yılında kazandırılmış. 1931 yapımı ve 2008 yapımı iki filme de konu olmuş.
İlk film: imdb.com/title/tt0022835
Sonraki film: sinemalar.com/film/16655/dr-j...
Hatırladığım kadarıyla Penny Dreadful'da da karakterlere yer verilmişti.
Kitap kısa olsa da dikkatli okurlar için düşündürücü bir içeriğe sahip. Gerçekten her insanın içerisinde iyilik ve kötülük diye iki farklı yön, farklı oranlarda bulunmakta mıdır? Yoksa bu düşünce toplumun onayladığı veya onaylamadığı hal ve hareketlere göre mi ortaya çıkmıştır? Toplum içindeyken arkasına gizlendiğimiz maskeler sayesinde ortaya dökmediğimiz davranışlar hangi kategoriye girmelidir? Toplum tarafından hiçbir engelleme olmasaydı insanın vahşi tarafı ne kadar ileriye giderdi ve günlük yaşamı nasıl olurdu?
Kitap Dr. Jekyll'in samimi bir arkadaşı olan avukat Utterson'un anlatımı ile başlıyor. Dr. Jekyll dostu Utterson'dan vasiyeti ile ilgili işlemleri yürütmesini istiyor. Kendisinin ölmesi veya ortadan kaybolması durumunda bütün mal varlığını Bay Hyde diye bir adama bırakılmasını vasiyet ediyor. Hyde diye birisini tanımayan avukat dostu Utterson bu ani talebe karşı çıksada arkadaşını kıramıyor ve gerekli evrakları teslim alıyor. Ancak işin peşini de bırakmıyor. Arkadaşına şantaj yapıldığını düşünüyor ve kendi imkanları ile bir dedektifliğe de
Dr. Jekyll ve Mr. HydeRobert Louis Stevenson · Bordo Siyah Yayınları · 201827,1bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder.
Kibirle, şımarıkça, ruh, fikir, duygu dediğimiz, ıstırap dediğimiz şeylerin aslında ne kadar da zayıf, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla hissediyorum, çünkü bunlar en üst düzeyde bile olsa acı çeken, kıvranan insan bedenini tamamen yok edemiyor, çünkü böyle anlarda dahi insan üzerine yıldırım düşen bir ağaç gibi yere yığılmak yerine, damarlarındaki kan akmaya devam ediyor. Bu acı, sadece bir an, bir dakika bedenimi sarmıştı, nefes alamamış, tıkanmış ve ölümün soluğunu hissetmiş bir halde banka yığılmıştım. Fakat biraz önce de dediğim gibi, tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.